Bi düşün bak…
Temmuz 27, 2009
5 sn lik farkla saat başı geçen servisi kaçırdığım için , ilgisiz belediyenin bir durak yapmaktan aciz olduğu durakta öylece beklerken gelen otobüse binmek üzere bir adam davrandı orta derece bir heyecanla…
Basamağa bir adım attı ve sonra aynı hızla geri indi.
İki adet HOKKALI balgam bıraktı kapının önüne.
Çünkü oraya nasılsa kimse basmıyor. Orası yol ve pis olmaya mahkum. Eğer orada bir toz toprak geçiyorsa mutlaka iğrenç bir insanın balgamını hakediyor demektir.
O BALGAM büyüdü ve milli park sayılabilecek büyüklükte bir balgam gölüne dönüştü. SOnra o adamın azcık kalmış saçlarından tutup, bir tekmede kırılacak (heman kırabilirdi) belini büküp o gölün içine soktum kafasını.
Nefes alamadı, çırpındı…
Ayakları daha çok toz çıkardı, ama kurtulamadı. Kendi tükürüğünde boğuldu.
Bahane Tilkisi
Haziran 9, 2009
Bugün düşündüm düşündüm, aklıma ikinci paketini bitirmekte olduğum BigBabol dışında hiçbi konu gelmedi.
Çok seviyorum mereti.. Hakkaten kocaman balonu oluyo yaa… insanı da yormuyo yumuşacık bi sakız. Yıllarımı verdim bu sakıza bee… her gidişimde 1 tane alıyım kıymetini biliyim diyorum ama illa ki paket alıyorum ya da tek tekse 10 tane falan alıyorum.
Aslında başka bi konu daha aklımdaydı ama sanki kafam ona pek çalışmıyo bu aralar…
Mesela aklıma ne geldi biliyo musunuz?
Benim insanlar arasında sözlü iletişimde sıkça karşılaştığım bir yöntem var. Bu yöntem bana o kadar aşağılık, korkak bi yöntem geliyor ki…Nedir o? şöyle…
Birinin tişörtünü beğenmediniz mesela dimi… Ona “bu tişörtün çok kötüymüş” yerine, “hmm bunu mu alcaksın…” şeklinde bir yaklaşım sergilenmesi durumu vardır. Ona doğrudan düşünceleri söylemek, ağır bir etki ulaştıracakmış gibi gelir.
Artık kötü şeyleri dolaylı söylemeyi o kadar çok sevdik ki… “seni sevmiyorum” “bunu istemiyorum” “olmaz” gibi kısa ve net reddediş cevaplarını vermeyi unuttuk. Kafamızın o bölmeisnde bir dil tilkisi öyle dolanıyor ki… ASıl düşünceyi saptırıyor.
Biri birşeyi ima edeceğine, dolaylayacağına doğrudan söylese ya? Niye öyle yapmıyoruz?
Bu birini kırmama mücadelesinden ortaya çıkıyo olabilir. Belki çoğu kişi bunu savuncak biliyorum. Bunun belki bir kabalık olduğunu düşünebilirsiniz. Ama ben öyle düşünmüyorum. Pekala insanlar birşey hakkında olumsuz düşüncelere sahip olabilir ve “Hayır teşekkür ederim” “Olmaz bunu beğenmedim” “Hatta nefret ettim” diyebilir. Bunlar insana has duygulardır ve sayı doğrusu üzerinde düşünürsek 0 noktasına 5 ne kadar uzaksa ve varsa -5 te o kadar uzaktır ve vardır.
Kimi insanlar vardır, olumsuz düşüncelerini öyle bir söylerler ki karşı taraftaki primleri hiç azalmaz. Acayip kurnazdır onlar ve ben hem onların kurnazlıklarına kandığımdan hem de neden öyle kurnazlık yaptıklarından ötürü sinir olurum onlara. niye kıvırıyosun spriller yapıp duruyosun? Söylesene adam gibi ne diceksen…
Örneklerini artırmak istiyorum da aklıma gelmiyor bir türlü…
Bir de bu düşünceleri söylemeden önce hazırlık süreci vardır ya… 10-15 tane cümle söylenir öncesinde.. Alakasız böyle ucundan tifte tifte gelirler oraya… Ben yapamadığım gibi, pat diye söylerim. Mesele neyse, onu söyle yani nedir sorun anlamıyorum.. Niye o kadar dolanıyor ki…
Bir de o kadar sevdik ki bu dolambaçlı sözleri, artık sevdiğimizi söylerken de dolambaçlı yolları tercih ediyoruz. Ben seni seviyorum ama dur söylücem.. e hadi söyle bakalım… hani gök gürler ya arkasından işte öyle bişey… hııııı…
Bence herşey doğrudan söylensin, hiç hazırlık aşamasından geçilmesin.
Valla bende yok kusura bakma..
Hayır gelemicem.
Olmamış bu yeniden yapsan iyi olur.
Bak yazarken aklıma geldi… Bir de şimdi söyledin, bitmiyo herşey orada… Read the rest of this entry »
Kendim için Ciddiyim!
Mayıs 10, 2009
Eğer Binbir Gece dizisinde sevmem gereken birşey varsa o da Halit Ergenç’in konuşmasıdır. Bir insan vurgulamayı bu kadar mı muhteşem yapar ya? Diksiyon, vurguların etkisi… Bir cümle söylüyor ciğerimin tam ortasına oturuyor.. Bana öyle konuşsa, o ses tonuyla, kalırım öylece herhalde, tek cevap veremem.
Konu bu değildi aslında…
Bugün sınav vardı, Ales… şu zor olan..
hakkaten zordu o neydi öyle… Soruların anlamlı olmasından nefret ediyorum artık, ama yine de hoşuma gidiyor.
Hayatta yanlışlar yoktur, yalnızca dersler vardır diyordu soruda. Bunu da birisi demiş de aslında ne demek istemişmiş… Ben biliorum ama şıklarda yok.
Belki de hala kredisini doldurmam gereken derslerim vardır diye düşünüyorum. Demek ki hala izleyerek değil yaşayarak öğrenecek yaştayım. Olur ya, tecrübe edinmek gerek… Kaç yaşına kadar sürmesi gerekiyor? Haa doğru ya yaşa bağlı değildi. Read the rest of this entry »
Başkası geldi haaanııım!
Mayıs 9, 2009
Bohçacı geldi haaanımm tonlamasındaki bu başlık aslında bir kapı açma macerasını anlatmaktadır.
Kapı dış dünyayla alakamızı keser doğru… yalnız bu dış dünyayla tekrar alaka kurmaya karar verdiğimiz anda işler biraz değişir
Bugünkü büyük kahkahamın nedeni az önce annemin neşe içerisinde şarkı söylerken kapının çalmasıyla megafonu açması ve komşulardan biridir diye en tiz sesiyle “aloooo” diye bağırması ve ardından derin bir sessizliğe bürünmesiydi.
Gelen komşu olmayıp başkası olunca, annem karşıdan gelen sese hiçbir şekilde cevap veremedi ve doğrudan sessizlige büründü garibim. Şoku atlattıktan sonra “ay nedicemi bilememişim…” diyebildi.
Bilemedim ben onuuuuu bilemediiiiimm…
Kapı açarken nerde olursa olsun kesinlikle fevri davranmamak gerek. Eğer bu bir günlük hayat rehberi olacaksa bu içinde mutlaka kapı açmayla ilgili de yönergeler olmalıdır.
İş yernde çalışırken büyük bir telaş havasında, bir proje üzerinde tüm elemanların görevli olması nedeniyle ofiste bir başıma kalmıştım. Tek bilgisayarda iş yapması gereken kişi ben kaldığım için… Ama sürekli kapı çalıyordu ve işimi yapamıyordum. Kapıyı çalan da ofisten arkadaşım Mert’ti. Acelesi var, ve ofisten çıkarken sürekli bişeyler unutup geri dönüyordu. En son zili çaldığında “ay ne var yine yaaaaa 10 kere geri geldin!” diye hönkürdüm ve kapıyı hışımla açınca karşımda başka insanlar duruyordu ve baya ciddiydiler. Toparlayamadım.Açıklama yapma gereği duydum haliyle ama adamın o kadar hızlı halletmesi gereken işi avardı ki hemen konuya geçti
Read the rest of this entry »
Limonono..no..
Nisan 26, 2009
Reklamla ilgili bahsettiğim şeyler oldu daha önceden de buradan reklam yapmayı sevdiğim falan çıkmasın sakın. Sadece reklamları seviyorum ve reklamcılık okumadığım için üzülüyorum.
Reklamcılık okusaydım eğer benim için bir dersten çok kültür-sanat etkinlikleri niteliği taşırdı diye düşünüyorum.
Çünkü bir insan gibi karmaşık bir varlığın algısını çekmek, istediğin gibi yönlendirmek ve onu kazanmak çok zor ve etkileyici birşey. O yüzden reklamcıların kıvrak zekasına ve zeka sarraflığına bayılıyorum. Reklamı anlayan insan, insanın da doğasını az çok çözmüş demektir ki bağlayıcı olarak da satış ve pazarlamayı bu hayranlığı hakedenler kategorisine koyabilirim.
Bir yazı okumuştum, kişi sabah kalktığından itibaren 10 dk içinde karşılaştığı tüm logoların fotoğraflarını çekmişti. Diş macunundan, havlusuna, kahvaltılıklarında kıyafetinde her yerde o kadar çok renk, o kadar çok uyarıcı var ki… böyle bir ortamda dikkat çekmenin, akılda kalmanın zorluğundan bahsetmek çok can sıkıcı oolurdu artık.
İnternet ve mobil ortamlara yöneliyoruz artık. İşin daha kolayına daha alternatifine kaçmaya çalışıyoruz ya da bir şekilde ona yönlendiriliyoruz. Artık cebimizden biz hissetmeden para çıkarabilecekleri ortamlar üzerine çok fazla reklam yapıyorlar. Örnek, kredi kartı, örnek, gsm operatörleri…
Kredi kartıyla alışveriş yapıyoruz ve sanki dedemiz ödeyecekmiş gibi davranıyoruz, harcadığımızın farkına vardığımızda hevesimizi almış ve çoktan yolun ortasında olmuş oluyoruz. GSM operatörlerinden faydalanıyoruz, kontör alıyoruz ona para verdiğimizi unutup deli gibi konuşuyoruz. Hele faturalıda (ben biliyorum) hiç farkına varmadan deli gibi konuşuyoruz. Cermesini kimler çekiyorsa…
Lazım evet, zaten o yüzden onlar bize ihtiyaç duyuyorlar. Ya da biz onlara… ya da her ikisi de…
Artık o kadar çok bunlarla ilgli reklam dönüyor ki ben hiçbirisini dinlemiyorum. Sürekli tekrar eden sesleri arkaplana atarsınız ya aynen öyleyim. Yani deseler ki 3 gün bedava konuşabilirsiniz, onu da duymayacağım. 3 gün değil de konşmak bedava deseler zaten onu da duymam. Peki ben tarifelerden nasıl haberdar oluyorum? Arkadaşlarım söylüyor, buna abone olsana diye… hmm öyle mi diyorum. Sonraa unutuyorum.
Neden daha ucuza versinler anlam veremediğim ve hiçbir operatörle herhangi bir akrabalık bağım olmadığı için bu tarifelere pek aldırış etmiyorum. Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü oluyor
Neyse bunlar üzerine yapılan her reklamı anlıyorum. Tamam, eyvallah da…
Turkcell’in Limon Ferahlığı reklamını bir türlü anlamıyorum.
Bu reklamı da dinlemedim haliyle, neyden bahsediyor bilmiyorum. Yalnız google’da böyle bir reism gördüm. Hatırlamanız için…
Fotoğrafta İnsan Duygusu
Nisan 18, 2009
Sayılı şeyleri severiz… çünkü sayılı şeyler bitecektir, kıymetlidir, değerleri vardır. Smashing Magazine de bu yoldan çıkarak, seçilmiş birçok güzelliği sıralar durur. Bana inanılmaz faydaları olmuştur. Mutlaka tavsiye ederim.
Fotoğraf çekmeyi çok severim. Hatta bir dönem hayatımın parçası haline getirmeye karar vermiştim. Aslında bu bir karar süreci değil, sürekli herşeye fotoğraf karesinin içinde nasıl dururdu izlenimiyle bakıyorsunuz. Hatta bi süre sonra yanınızdaki insana “şöööle dur bi de bakim… hah tamam..” şeklinde yaklaşabiliyorsunuz. Şaka sandınız deemi? Hayır değil, otobüste yanımda oturan kız, otobüs tünele girdiğinde, tünelin ışıkları yüzüne vurduğunda karanlıkta çok güzel görünüyordu ben de ondan öyle yapmasını istemiştim. Sonra da fotoğrafını çekmiştim.
Aslında aradığım (kafasında entel beresi, parmaklarının arasında pipo ya da sigara)

Ya da bunu hayal edebilirsiniz(Yiğit Özgür'den)
bööööyle nasıl desem… derinlik, hayatın içindeki başka bir hayatın ıslak hüznü arasına sıkışmış yüzün… falan filan daha fazla abartamıcam ::D
Duygu arıyorum vesselam… Zaten doğa fotoğrafları çekmeyi pek sevmiyorum… Hiç çiçek çekeyim böcek çekeyim, adamın yanına saksı koyayım belki nergizle daha güzel olur dediğim olmadı. Hep yakın profilden insan yüzleri çekmek istedim. O an var ya… tam o an… fotoğrafı düşünmediği, kendi içinde olduğu an.
Fotoğrafçıları bu nebzede anlamıyorum zaten. Nasıl oluyor da istediklerini elde edebiliyorlar? Belki istedikleri dışında isteyebilecekleri birşey oluşturuyorlar onunla başarılı oluyorlar bilmiyorum. Ama bence bir güzelliği ayarlayarak yapamazsınız gibi geliyor.
Neyse ben o listeden çok sevdiğim fotoğrafları sıralamak istiyorum izninizle…





















