Renkler harika… vimeo.com’daki en çok beğenilen videolara arada bakmanızı öneririm.. Hele ki müzik zaten karelere başka bir his katmış…

Moby Günü Seçmeleri

Mayıs 7, 2009

 

Moby

Moby

 

 

Bugün Moby’e benzeyen çocuğun hatırına moby e değinmek istedim. 

Porcelain parçası küçük ve karanlık bbir odanın balkon kapısından dışarıya bakarken dinlediğiniz taktirde dışarıdaki dünyanın içine doğru genişlediği hissini verir. (İçine doğru genişlemek, şuanda tarihe geçmiş bir ifadedir. Buna ilk defa şahit olduğunuz için şanslısınız)

Tell me the truth you never wanted me, tell me… 

derken vücudun ritmik olarak eşlik etmemesi pek mümkün olmamakla beraber, yüzündeki ifade de değişir.

Eğer yolda dinliyorsanız, kulaklığı taktığınızda dış dünyaya dair tüm seslerden kendinizi izole edip farkında olmadan porcelain parçasına dönüştüğünüz sıralarda kulaklığı çıkarmanız pek tavsiye edilmez. Şimdi burada sesli olarak taklidini yapmak isterdim ama, önümüzdeki 1 hafta boyunca bununla eğleneceğinizi, ve bundan sonra yazacağım çoğu yazıları mutluluğun mutlak formülünü versem de pek takmayacağınız göz önüne alarak bu fikrimden vazgeçiyorum.

Kulaklığı çıkardığınızda araba sesleri, insan sesleri, yaratık gibi beyninize işliyormuş gibi olacak ve bambaşka bir boyutta hissettiğiniz o dünya “hüseeeenn gitme demedim mi sana oruyaaa… ” yada “aloooo! sesin gelmiyo alloooooo! şerafettiiin” şeklinde konuşan insanların balkabağına dönüşecek ve büyük bir hayalkırıklığı yaşayacaksınız.

Vay be nası bi şarkıymış bu böyle, evet öyle bi şarkı… Aferin ona…

How i met your mother da Moby’i de bölüme kattıklarını düşünmüştüm ve kendisinin yüzünü tam olarak bilmesem de genel tipini bilerek bir yargı geliştirmiştim. “Ohaaa… moby de getirmişler” demiştim ve sonunda o moby tipinde bir serseri çıkmıştı. Moby benim için kel ve gözlüklü bi insandı. Bi de kulağı iyi olan… (öyle derler ya müzik yeteneği olanlara, senin kulağın var, evet vaar, kulak önemli, kulak olcak abi, kulağı iyi olmalı, olmalı) 

Ama bakın ne kadar kolay tanıncak bi insan…

Read the rest of this entry »

Aynasızlar

Mayıs 3, 2009

 

Güzellik(!)

Güzellik(!)

Türkiye sınırları dışında şahit olduğum birçok şeyden sonra “İyi ki Türkiye’de doğmuşum. Harika bir yerde doğmuş ve büyümüşüm. ne kadar şanslıyım” diye yüzbin milyon kere söylediğim oldu. 

Ama en içten olanı herhalde şu yandakini gördüğüm anda dile getirdiğimdi. Güzel olmak için böyle yapıyorlarmış! 

Bırak Allahını seversen, ben en çirkin kabul edilmek istiyorum. Kabile de beni dışlasın! Manyak mısınız nesiniz ya… Bunlarda ayna olmadığına iddiaya girerim. Uyuşturucuyu da bunlar bulmuştur kesin.. Ayık kafayla ve ayna varken böyle birşey neden yapılsn ki yani. Bi kere (fotoğrafını koymak istemiyorum, içim kalktı) alttaki dişlerin yok. Dudağın da kamyon tekerleği gibi.. 

Düşünsene mesela Angeline Jolie için “way be ne dolgun ve güzel dudakları var” diyenlerle aynı hissiyat içinde “vay be dudağının yarı çapı 30 cm” mi diyorlar? Bunlar nası yemek yiyorlar, nasıl konuşuyorlar ki? Bunu kim çıkarmış? Hiç de sormuyorlar… 

Iyyy… 

Bi kere saçınız yok! maymun etmişsiniz kendinizi, ayrı olucam diye… 

Boynuna halka takarak boyunlarını uzatanlar vardı. Read the rest of this entry »

Nasıl bir başlıksın sen… neyse, aklım bilemedi :)

Şu Herşeyi Bilen Kadın’ı kim yapmış kim yapmış diye merak ettim, yanda yazıyormuş linki girdim sitesine ajansın. Rabarba… Anlamını sormayın. ama güzel işler çıkarmışlar. Türko-Garanti, Milupa Meyve Çocuklar ve bir çok markanın reklamları, siteleri.. Turkcell Tarife yumurtlayan tavuk da onların fikri.. o  korkunç tavuk çok iyi fikirdi, tebrik ediyorum bu 12 dev adamı.

Yapılan işlerinde dikkatimi çeken bir oyun/site tarzında birşey vardı. Sizinle paylaşmak istedim. 

Tezahüratlara bayılırım, dolu dolu böyle haykırışlar… 

Sevdiklerimize seslenmek için böyle bir yöntem kullansak aman da ne güzel olurdu. Böyle gür sesli amigolarla birlikte höy löy löy şeklinde…

 

En güzel tezahüratlarınızı bekliyoruuuuuuuzz :)

tezahüratlarınız burayaaaa burayaaaa burayaaaaa :)

Read the rest of this entry »

Kehanet vs Ghost Rider

Nisan 24, 2009

Hayatta herşey olagelirken, bir süreliğine neyin içinde olduğunu unuttuğun nadir yerler ve zamanlar vardır. Benim için bunlardan en kolay elde edilebileni film izlemek… 

Dün de öyle yaptım. Birşeylerin aklımı meşgul etmesine, beni bir  süreliğine oyalamasına çok ihtiyacım vardı ve arkadaşımla sinemanın yolları taştan diye diye gittim filme.

Filmin güzel olup olmadığı konusundan, yönetmeninden fazlasyıla belli olur aslında. Hatta afişine baktığımda bile ben çok rahatlıkla anlayabiliyorum filmin nası bişey oldğuğunu. Sinema salonuna gittiğimizde daha önce anlaştığımız gibi, filmi ben seçmek durumundaydım. Her ne kadar gönlüm hızlı ve öfkeli 4 ten yana olsa idiyse de Nicholas Cage’in oynadığı Kehanet – Knowing’i seçtik.

Filmi tahmin etmiştim az çok ama bu kadar da tutturacağımı açıkçası bilemiyordum. Filme illaki gitmek isteyenler buradan sonrasını okumasın, sonra da bana kızmasın.

 

Knowing - Kehanet

Knowing - Kehanet

Knowing kısaca şöyle efendim. Küçük, donuk suratlı, düz saçlı bir kız çocuğu olacak felaketler hakkında nedense bilgi sahibidir. Ve insanlara bunu bi şekilde duyurmak ister. Yine nedense bunları şifreli sayılarla yapmaya kalkışır. 50 yıl sonra bu yazdığı kağıdı bi başka çocuk bulur. Bu çocuk da kesinlikle uzay, öteki taraf hakkında sürekli sorular soran bi insan yavrusudur. Evet annesi de ölmüştür. Sonra babası da olayı çözer ve insanları uyarmak ya da yakınlarını kurtarmak isterler. Kimse onlara inanmaz. Çok geçtir ve yapılacak birşey yoktur. vs vs.

 

Film konusu bulmakta sıkıntı çektiklerini anlıyorum da bu kadar acı çektiklerini tahmin etmemiştim açıkçası. Kendimi 90 yıllarda hissettim. O zamanlar zaten teknoloji yeni gelişmekte olduğu için, her konuyu kolaylıkla sindirebiliyor, efektlerden de deli gibi etkileniyorduk. Şimdi efektler o kadar “vay anasını” dedirtmiyor artık bilgisayarlar evimize girdiğinden beri teknolojinin vardığı noktaya o kadar şaşırmıyoruz. Artık bu noktada filmin içeriğine daha çok odaklanabiliyoruz.

Yine de filmin efektleri çok güzeldi. Saolsunlar sesi de 500 km ötedeki insanlar da sindire sindire duysunlar diye sonuna kadar açtıkları için, baya baya uçaklar falan önümüze düşmüşcesine, sanki o patlamalar iki ön sırada olmuşcasına bir etki vardı.

 

Read the rest of this entry »