Değişim Periyodu

Haziran 18, 2009

 .

.

Bu blogu Nisan 17 de oluşturmuştum. O zamanlar kaygım büyük ve yapacaklarım vardı. Şimdi kaygılarım ve yapacaklarım değişti o kadar…

O zamanlarda Hakkımda yazısını oluşturmuştum. ve yazmıştım ki “2 ayda bir hayatı toptan değişebilen bir insanım”

hatta sonra da “1.5 ay sonra değişecek” demiştim…

ve de öyle oldu.. :) bunu Ankaraya gelirken düşünmemiştim bak.. ama sonradan aklıma geldi. Arkadaşım da ” bi dur yerinde” diyor ama olmuyor tabii. Hatta Yıldıray’la da her görüşmemizde (2 ayda 1 konuşuyoruz) hep başka koşullarda ve başka bir yerde oluyorum :) şimdi arasam herhalde “yok artık” der :)

Hayat ne getirir bilinmyor işte. Monk’u izliyorum ben kaçırmadan. Orada Leland Stottlemeyer var, pek de karizmatik captainim… biraz agresifleşmişti son zamanlarda ve bazı şeyleri normal karşılamak için bir Yoyo almıştı rehberlik servisinden, bir de şu sözü takmıştı ağzına :

These things happen…

Read the rest of this entry »

mevzuu bahiscik

Mayıs 23, 2009

Liseden çok yakın arkadaşımla buluştuk… hala değişmemiş olarak arkadaşını bulmak kadar güzel birşey var mı? Aynı sıcaklık, yakınlık… Onun bende hep başka bir ufkumu açtığını düşünürüm. O benim deli ve zeki tarafımı üstleniyor, uslu ve mantıklı olmanın yükünü benden alıyor. rahatlıyorum…    

Sanırım 169 nolu otobüsün peşinden hep koşmak zorundayım. Geçen sefer, çok hızlı koşuyorduk ve ben yaşlı bi amcaya öyle çarptım ki hayatı boyunca böyle çarpılmamıştır herhalde. O da kaygısızca önümde bana doğru yürüyordu. Etrafta da insanlar vardı ve geçemedim. İstemeden çarptım ama özür dileyecek değildim yani zamanım yoktu. Bu kez de koşa koşa gittim, saolsun Ömür centilmenlik sergiledi ve otobüsü yolda durdurdu. 

Şoför de gecenin esprisini yaptı ve “arkadşaların senden bir an önce kurtulmak istiyo herhalde” dedi… Ooowooowooo.. hank!.. sakin ol!

Otobüse kusanlardan nefret ediyorum. En konforlu yere kusanlardan daha çok nefret ediyorum. İğrençsiniz.

Nihat Doğan SLX! bu bugünün en iyi esprisiydi gerçekten =D yazan arkadaşın yanaklarından öpüyorum!

Hayatımda görmediğim tanımadığım biriyle eğer birşey gereği birkaç kelime ettiysem ona yüzümü dönüp gidemiyorum ben. Ayıp gibi geliyor. Saat de sorsam, ayaküstü birşey söylemiş de olsam mutlaka eğer ayrılıyorsam o ortamdan selam verir giderim. 

Kendimle gurur duyuyorum. Artık gerekli-gereksiz kavramını az çok kavradım. 

Aklımın gönlümün meşgul olduğu birçok konu aklıma bile gelmiyor. Bazen ben bile şaşırıyorum. Sanırım akisleri sönen bir ses gibi… “herkes gibi” olduğu için…

Bugün birçok şeyi unuttuğumu ama lise hatıralarımı unutmadığımı anladım arkadşaım anlatırken. Ne kadar değerlilermiş… iyi ki yaşamışım… 

Tüm gün Strawberry Fields Forever’ı söyledim içimden… sürekli…

Living is easy with eyes closed, misunderstanding all you see.
It’s getting hard to be someone but it all works out.
It doesn’t matter much to me

Kimi insanlar vardır, uzun zamandan beri gerçekten görmek istersin onları. Merak edersin, özlersin onla olmak istersin. ve kimi insanlar vardır görmek istersin ama asıl görmek istediğin o değildir, onun seni görmesini istersin. Daha güçlü olduğunu? Onu unuttuğunu görmesini istersin? Ya da seni görünce nasıl bir tepki vereceğini… ayırt etmek gerekir bunları. kendini aldatmamak gerekir. 

Benden bu kadar, beni bekler =)

Bohçacı geldi haaanımm tonlamasındaki bu başlık aslında bir kapı açma macerasını anlatmaktadır.

Kapı dış dünyayla alakamızı keser doğru… yalnız bu dış dünyayla tekrar alaka kurmaya karar verdiğimiz anda işler biraz değişir

Bugünkü büyük kahkahamın nedeni az önce annemin neşe içerisinde şarkı söylerken kapının çalmasıyla megafonu açması ve komşulardan biridir diye en tiz sesiyle “aloooo” diye bağırması ve ardından derin bir sessizliğe bürünmesiydi.

Gelen komşu olmayıp başkası olunca, annem karşıdan gelen sese hiçbir şekilde cevap veremedi ve doğrudan sessizlige büründü garibim. Şoku atlattıktan sonra “ay nedicemi bilememişim…” diyebildi.

Bilemedim ben onuuuuu bilemediiiiimm… :D

Kapı açarken nerde olursa olsun kesinlikle fevri davranmamak gerek. Eğer bu bir günlük hayat rehberi olacaksa bu içinde mutlaka kapı açmayla ilgili de yönergeler olmalıdır.

İş yernde çalışırken büyük bir telaş havasında, bir proje üzerinde tüm elemanların görevli olması nedeniyle ofiste bir başıma kalmıştım. Tek bilgisayarda iş yapması gereken kişi ben kaldığım için… Ama sürekli kapı çalıyordu ve işimi yapamıyordum. Kapıyı çalan da ofisten arkadaşım Mert’ti. Acelesi var, ve ofisten çıkarken sürekli bişeyler unutup geri dönüyordu. En son zili çaldığında “ay ne var yine yaaaaa 10 kere geri geldin!” diye hönkürdüm ve kapıyı hışımla açınca karşımda başka insanlar duruyordu ve baya ciddiydiler. Toparlayamadım.Açıklama yapma gereği duydum haliyle ama adamın o kadar hızlı halletmesi gereken işi avardı ki hemen konuya geçti :D Read the rest of this entry »

İzmir’de Bir Gün

Mayıs 7, 2009

 

The Chosen Tree

The Chosen Tree

Sarışın, güzel bir kız, en erken yarım saatte bir geçen belediye otobüsüne dik yokuşlu yolu zorla koşarak ancak yetişebildi. Öylece önünden geçip giden otobüs şoförüne öyle kızmıştı ki, nefes nefese kalmasa herhalde 10 dk daha tartışırdı. Havanın güzelliğinden midir nedir, herkes o kadar barış doluydu ki, bundan etkilenmemek mümkün değildi. Normalde, olaya mutlaka müdahale eden birileri çıkardı.

 

Bu arada kentkartımı geçirmek istedim ve kızın tartışmasına benim “BAKİYENiZ YETERSİZ” diye bağıran kadının sesi karışmıştı. Bozuk para çıkarmaya çalışırken, Moby’ye benzeyen bir genç “Hiç gerek yok, benim kentkartımda var, öğrenci değil mi?” dedi. Benden daha çok ısrar etti ve hiç tanımadığı halde benim için kentkartını kullandı. gülümseyerek teşekkür ettim.

Kız pek destek göremeyince ve hayli dikkat çekince, sinirli olduğu için sinirini duygusallığa çevirerek yandaş bulmaya çalıştı. “Astımım var benim, ölseydim sizin yüzünüzden ölecektim” dedi. Şoför tek kelime dahi etmedi. Şoförün tam arkasında oturuyordum ve şoförle aramızdaki genelde reklam yapıştırmak için kullanılan cam boştu, arkadaki insanları camın yansımasından görebiliyordum. 

Genç kız nefes almakta güçlük çekiyor “gibiydi” ve yan taraftaki biri bebek iki tane çocuğu olan kadın iyi misin, nefes alamıyor musun? diye sordu ve kıza kolonyalı mendil verdi. “Al güzelim, bunu kullan, içine çek rahatlarsın. “

Sıcak bir sohbete başladılar, öyle ki konu evlenmeye kadar geldi. 

 Tesadüf ki aynı yöne gideceklermiş. Kız bu sıcaklığın karşısında minnet hissetmiş olacak ki inerken kadına eşyalarını taşımada yardım etmek istedi. gülümseyerek indiler otobüsten. Read the rest of this entry »

Put The Gun Down

Mayıs 3, 2009

anlaşılamaması durumunda daha yüksek sesle şu şekilde bağrılarak tekrarlanır..:
- i said put that fucking god damn gun down asshole.

put the gun down by  subzero5, eksisozluk

Az önce sevgili arkadaşımın beni sinirlendirmesiyle silah merakım tetiklendi.

(merakım mı denir, merağım mı? O ne ya merağım.. meraaağğğğ)

Hah, pickup tan sonra bi de bu gelecekti dimi başımıza! Ama şöyle bi silahın olsa fena mı yani.. 

 

Python 357

Python 357

 

 

Silahlardan pek anlamam, hatta revolverin bu demek olduğunu, tam olarak bu demek olduğunu 10 dk önce öğrendim. Hiç de merak edip bakmamıştım. ATV’de 1 ay önce gibi, bir film yayınlanmıştı. Adam intikam almak için, tüm parasını hatta çocuğunun da okul parasını bankadan çekip, silah almıştı bir sürü… O zaman özenmiştim biraz. Metal, soğuk ve karizmatik.. 

Şimdi bu sinirle beraber kurduğum gelişigüzel cümle ile tekrar ortaya çıktı.

 

Python 357

Python 357

 

At avrat silah diye başlamıcam tabii o kadar da değil :P ama acayip karizma yaa.. şimdi bunu takıp gezmek de olmaz, kullanmak lazım nihayetinde.. 

Bir önceki yazımda usturadan bahsettim şimdi de silahtan bahsediyorum. Araya mı karıştırsaydım ne yapsaydım. öyle adam öldürmek gibi bir eğilimim yok canım ama öyle bir durum olursa öldürmekten çekineceğimi sanmıyorum.

En yakın atış poligonunu bulup denemek lazım. Robin Scherbatsky‘nin hissiyatını biraz olsun paylaşıyorum (:

İzmir’de de varmış böyle Emniyet Müdürlüğünün silah severlerle paylaştığı bir poligon. Ruhsatlı silahını kapıp gidiyormuşsun günlük 30 tl, yanında da bir eğitmen oluyormuş. Anlatmışlar meraklısı varsa baksın. Benden önce giden bana da haber versin. Bakalım nasıl oluyormuş bu işler (: