WordPress to Blogspot

Haziran 20, 2009

wordpress

wordpress

Uzun zamandır aklımda olan bir konu var…

Acaba diyorum… blogspot’a mı geçsem ki?

Worpress’e karşı bir ilgim var ama yine de blogspotun alternatifleri daha fazla..

1- Bir kere tema istediğini kullanabiliyorsun…Böyle seçilmiş şeylerden, kızılay dağıtmış gibi arkadaşlarında da aynı temalara rastlama ihtimalin yok.

2- HTML kodlarını değiştirebiliyorsun ve özgün şeyler yapabiliyorsun. Ücretsiz dikkatinizi çekerim…

3- Google Analytics ile daha ayrıntılı istatistiksel bilgiler edinebiliyorsun.

4- Arkadaş ekleme gibi google friends vs. olduğundan siteye daha çok talep oluyor ve daha hızlı yayılabiliyorsun.

5- Video vs. eklemek daha kolay…

blogspot

blogspot

Ne dersiniz? Blogspot mu wordpress mi…

Sonra bi daha değiştirmem bak.. ne yaptıysam öyle kalır.. insanlar sürekli adres değişikliğinden hoşlanmaz müşteri kaybederiz :D

Sizi ankete davet ediyorum…

Hissiyatımın Güncesi

Mayıs 20, 2009

Dünya nasıl da güzel seninle

Dünya nasıl da güzel seninle

Acılar bitti… öyle böyle… 

Yazı yazmamı sağlayan tarafımı geriye çekiştirip duran akıllı tarafım sakinleşti. Çikolata Tutkumu elime aldım, bir kaşık ondan bir kaşık Monk izleye izleye tattım. Halbuki sabah “5 dk daha uyusam” diye diye zorla kalkmış, kendimi akşam ilk fırsatta derin ve bir uykuyla  ödüllendirieceğimi söyleyeerek ikna etmiştim. Ama şimdi saat 00:41 ve ben yazı yazıyorum.

All My Loving – Across The Universe soundtrack versiyonunu dinliyorum. Bu şarkıya bayılıyorum.

Close your eyes and I’ll kiss you,
Tomorrow I’ll miss you;
Remember I’ll always be true.
And then while I’m away,
I’ll write home ev’ry day,
And I’ll send all my loving to you.

I’ll pretend That I’m kissing 
the lips I am missing
And hope that my dreams will come true.
And then while I’m away,
I’ll write home ev’ry day,
And I’ll send all my loving to you.

Önemli parametreleri de işaretledikten sonra devam edebilirim… 

Bir konuda fikir sahibi olmak zor birşeydir. Ama bir konu hakkında konuşmak çok kolaydır aksine. Bir konu hakkında konuşurken, “fikir sahibi olmak” ile “söz sahibi olmak” arasında nerede olduğunuzu görebilmeniz için fikri beyan ederken, konuşmanız (yorumunuz) bittikten sonra sizi tam olarak neyin tatmin ettiğinden emin olmanız gerek.

Üzgünüm ama hiçbir zaman düşük ve uzun cümlelerimi kısaltamıcam. Üzgünüm gerçekten… 

Herkes zorla biriktirdiklerini kolayca paylaşsınlar, bilgi yayılsın genişlesin diye yapılan şu bloglar günümüzü kurtardı diyebilirim.

Fikirlerini yayanlar tamam da bu fikirleri karalayanlara bu aralar fena halde tepkiliyim aslında. Ama yaşımın gerektirdiklerini yapmak istemiyorum yani  fevri davranmak istemiyorum. 

Eminim dünyanın kenarında köşesinde tepesinde sivrisinde binlerce insan birşeylerle uğraşmış, önemli buluşlar yapmış, hayatı kurtaracak ya da kolaylaştıracak fikirler üretmiştir. Zamanlarını harcamışlardır buna. Ekmeğimi alayım, paramın üstüyle de topitopumu alır yoluma koyulurum bana ne dememiş yani adam… Daha ne istiyorsun?

Bu çalışmalar bu fikirler yine başkalarının menfaatlerini korumak , bulunduğu konumların tehlikeye girmesini engellemek için engellenmiştir. formalitelerin nedense o çalışmalar, fikirler üzerinde uygulamaya konulası tutmuştur.. kesin! Read the rest of this entry »

Genç Yoruluş

Mayıs 13, 2009

Artık şunu kabul etsek hepimiz çok rahatlayacağız valla… Bu memlekette kimse kayıtsız şartsız, hiçbir menfaat gütmeden hizmet vermek istemez, isteyemez, isteyebilemez.

O meclisin, o siyaset kokusunu alan herkesin kimyası mutlaka değişiyor. En iyi ihtimalle insanlar manuple oluyorlar, aynen “manuple” kelimesi gibi. Özlerinden ayrılıyorlar ve mutlaka bir yerlerde ya sesleri kesiliyor, ya da engelleniyorlar. Genelde doğru yapanlar “ben saf mıyım niye böyle yapıyorum” diyebiliyor ya da karıları yatakta bigudiler ve maskeyle “Neriman’ın kocası tekne alsın, sen hala vatan vatan diye tuttur bakalım” diye dürtüyordur.

 

Another Rainbow

Another Rainbow

 

 

Üstelik zaten vizyonunu, az çok neler yapabileceğini bildiğimiz partilere yeni sayılabilecek ama kafaları allak bullak etmeye yetecek isimler geliyor ve gecenin şu vaktinde gencecik beyinler işi gücü bırakıp bunlara kapı gibi soruları gönderiyorlar. 

Tabii herkes genç herkes fevrii… heyecanlı.. Genç Bakış’a çıkmadan önce mutlaka bu kapı gibi laflara dayanma gücü veren teskin ilacını veriyordur yetkililer : “Bunlar genç, ne konuştuklarını bilmeyebilirler, aman onlar yapar siz yapmayın”

Tamam herkes sesini çıkarsın, değişmiyor diye sesimizi kesersek ne olur…

Doğru tamam ben de öyle diyordum da olmuyor işte… Hala aynı şeyleri konuşuyoruz yani… Acaba aynı isimleri bi şekilde değiştirmeye çalıştığımızdan mı?

Hem neden tüm hukukçular yaşlı ve hep bildiğimiz isimler? Niye tüm avukatlar genç? Büyümüyor mu bunlar? hiç mi yeni fikirler üretebilecek potansiyele sahip bireyler yetişmedi yani…

Gerçi siyasete adım atmayı pek düşünmüyor da olabilirler. Çünkü onca elastik coplarla sopalarla dayak yiyen, tüm ideallerinin temelini oturtmak için okudukları kitapları yakmak zorunda kalan ve bu yüzden de günlerce sorguya çekilen, polisi gördüklerinde ne olacağından değil ne olacağını nereye gideceğini bilmemekten korkan bir nesil, ancak çocuklarını “aman görüşünü belli etme, aman sessiz ol, aman tartışma, aman o konuya girme” şeklinde yetiştirmştir. 

Anca anca, internetle geniş ağla insanlar “neden? söylerim ne var?” şeklinde özgürce fikrini söyleyebileceğini farketti.

Hep bir ders alma üzerine kurulmuş milli gelecek kurmaya çalışıyoruz. Kimse yaptığı seçimlerin etkisini evinin 4 duvarı içinde hissetmediği sürece farkında olmuyor.

Şu hukukçular, siyasi bilimciler, Boğaziçi’nde büyük üniversitelerde ÖSS’de derece yaparak giden ve barajı yükselten arkadaşlar biran önce büyüse de korkmadan şu işe girse, yer edinse ve farklı çözümler üretse bize… 

Biz de bu saatlerde soktuğumuz laflarla, bu laflarımızla alkışlamanmakla minik sesimizi duyurduğumuzu sanıp kendi kendimizi tatmin etmesek…

Madem uyuyamıyorum. O zaman size psikolojiyle ilgili olarak en sevdiğim konuyu anlatayım. 

İnsanoğlunun çalacağı minare için hazırladığı kılıf çeşitleri : Savunma Mekanizmaları.

İnsan vücuduna dair bildiğimiz fiziksel bir varlık var ve bir de inkar edemeyeceğimiz manevi varlık. Manevi kısmın içinde bilinç, fikirler, hayaller, inançlar vb. yi alabiliriz.

Bedenimiz dışarıdan gelecek olan türlü zararlara karşı kendisini korumaya almış, tek başına zarar görebilecek birimleri, iskelet, deri, yağ tabakası gibi tabakalarla korumaya almıştır. Peki manevi kısmından gelecek olan zararlara karşı ne yapmış?

Beyin de orada yine mükemmeliyetini her şart altında gösterebilecek şekilde davranarak, bazı uyumlar göstermeye başlamıştır. 

Kabul edelim ki hayat her zaman istediğimiz gibi gelmiyor karşımıza. Kimileri bunu çoğu kez diye düzeltecek olsa da öyle olduğunu düşünmüyorm. belki şuanda kurduğum cümle de benim beynimin benim için yarattığı bir koruma mekanizmasıdır. Bilinç gerçekten kendisini öyle bir gösteriyor ki çözebilmek neredeyse imkansız.

Hayatta uyum sağlayamayacağımız birçok etken ile karşılaştığımızda beyin bunu uyum sağlayabileceğimiz düzeye getirir. Gerçekte öyle olmasa bile bilinçte bunu o şekle dönüştürür. Zaten önemli olan gerçek değil ,bilinçteki dir öyle değil mi?

Gerçek ne olursa olsun, önemli olan inandığındır.

Freud’u pek çok kişi, insan davranışını dönüp dolaştırıp cinsel konulara bağladığı için sevmezler. Ama dikkate alınması gereken çok önemli çalışmaları olmuştur. Bunlardan biri de Savunma Mekanizmaları’dır ki benim çoğu kez kendimi ve yakınımdaki insanları içinde bulduğum durumları kapsar.

Tabii ben yine şu uyarıyı yapayım, genellemelerden hoşlanmam. O yüzden illa ki “Freud öyle söledi, öylesindir” demek diye birşey yok. Davranış çok karmaşık bir süreçtir. Herkesin önceki yaşantıları, kültürel yapısı, genetik yapısı, ve birçok aklımıza gelemeyecek etken insan davranışında rol alır. O yüzden bu tür kategorilere ayırmaya çalışmak bile çok zor bir süreçtir eminim. 

Neyse ben başlıyorum. Read the rest of this entry »