Mavi Gözlü Fişek

Haziran 3, 2009

Bu başlık yine boşa değil, birazdan anlatıcam… :)

Birkaç gündür uğraştığım ve bende bir sancıya dönüşen işlerimi hallettm. O kadar rahatladım ki anlatamam. Aradan çıkardım, rahatladım. cebimde 5 kuruş para olmasın ama kafam rahat olsun…

Gittim sonra biraz değişiklik yapayım dedim ve saçlarımı kestirdim. Bornova’ya kadar gitmişim zaten. Sonra da ne zamandır hasretini çektiğim waffle ı yedim.

Orada en son bahsettiğimden bu yana çok değişiklik yapmışlar. Plakçalar var ve gayet iyibir arşiv var waffle cı akında… öyle bir nostalji ortamı yaratılmış ki, çok iyi kesinlikle.. doyamıyosun… etrafta o kadar çok bakılacak şeyler var ki, yazılar notlar fotoğraflar, antika eşyalar, bir vizyonu gösteren resimler materyaller (materyal dedi ya eğitimci nolcak)

Blue Eyes

Blue Eyes

Şimdi birazdan anlatacağım şeyler için biraz kişisele girmem gerekiyor. Ben genetik ya da başka bir nedenden ötürü biraz çekingen bi insan olarak büyüdüm. Daha doğrusu girişken değildim pek ama bu benim doğama pek uymuyordu ve kendimi bildikçe bu özelliğimi yenmeye çalıştım. Lisede yoğun olarak üzerinde çalıştığım bi konuydu ki başarılı da olduğumu düşünüyorum. Çemberimi genişlettim.

Şimdi bakıyorum insanlarla olmak hoşuma gidiyor. Daha doğrusu birilerini tanımak, onların hayatlarına şahit olmak. Bi insanın hayatına pat diye girebilmek gibi bir huyum yoktur, olamaz da… ancak karşı taraf öyle bir ihtiyaç hissederse o zaman müdahil olurum diğer türlü anlık diye de düşünülebilir.

Kimileri insanları tanımak istemez , gerek de duymaz hatta onlardan tiksinir. Bugün bir örneğini de yaşadım . Aslınd bu üslupta yazmak istemyordum bu yazıyı ama giriş yapmam gerektiği için böyle oldu işte..

Mavi gözlü fişek
Sabaha kadar çalıştığım için ayakta durmaya pek gücü kalmayan bedenimi, otobüste ters gidemiyor olsam da cam kenarındaki o koltuğa atmıştım.

Yanıma bir genç oturdu hemen.. ben de irkildim algım yavaştı haliyle.. rhatız olduğumu düşündü, ben de gülümseyince rahatladı. Yaşlı amca otobüse binmiş arkaya doğru ilerlerken tam da bizim yanımızdan geçiyordu ve yanımdaki genç ona yer verdi. Buyrun geçin..

Mavi gözlü fişek oturdu . “Afferin oğlum.. afferin.. seni takdir ediyorum afferin… bak çoğu genç bunu yapmaz… “

O sırada başka bir yaşlı insan ortadaki akordiyon bölümde tutunmaya çalışıyordu. Hemen kalkıp ona yer vermek istedim. “Bu arada ben de kalkayım siz geçin lütfen”

“Bak evladm ne dicem” diye devam etti mavi gözlü fişek.. “kızım istersen sen de dinle”. “bak farkettim ki onca üniformalı öğrenciler arka tarafta en kenara oturuverirler de hiç etraflarına bakmazlar saklanırlar kimseye yer vermeyelim diye. Eğer sen bana yerini vermeseydin, gidip onlara içinizdeki en yakışıklı delikanlı kimse bana yer verebilir mi diyecektim. hahahhaaa o zaman yer verirler miydi dersin?”

“Hemen yanımda olduğu için gülümsedim. “verirlerdi herhalde ::) “
“ne yani en çirkininiz desem daha mı iyiyidi hahahaha”
“ayy yok aman :)

Birden az önceki kahkasından izler siliniverdi ve tatlı bir bıkkınlıkla, eğilip bana doğru
“çok yoruldum bugün” dedi.

aramızdaki tutunma demiri görüşü engelliyordu.”doğru dedim sıcak bir de”

yok kızım hem sıcak da neden yoruldum biliyor musun? 4 tane şirketin yönetim kurulu üyeliğini yapıyorum. söylemek bir marifet değil, yapıyorum demek de… ama zor..

sonra anlatmaya başladı. Dış Ticaret okuduğu zamanlarda Ege Üniversitesinin bile kurulmadığını. 54 yılında bu alanda çalışıp özel kurumlarda iş sahbi olduğunu ve hala çalıştığını. Çalışmaktan zevk aldığını, 81 yaşnda olmasına rağmen tavlada zar atıp kahvede dedikodu yapmaktansa çalışarak kendisini parlak tuttuğunu kibirden arınmış şekilde, yaşlılık şefkati göstergelerinden de sakınarak anlattı.

Gözleri masmavi, dişleri de çok düzgündü. Sürekli gülümsüyordu, espriler yapıyordu. Ben de bölümümden bahsedince beni de takdir ederek hayata motive etti. :)

Bir de “bak, hala ne kadar yakışıklıyım değil mi hahahaha”

kesinlikle dedim ben de… 81 yaşında, mavi gözlerindeki katarakt belirtileri olan güleryüzlü sevimli insan…

Sonra daha fazla uzatmak istemedi, zaten çok uzun da konuşmadı hani… kimi yaşlı insanlar kendisini kaybeder.. pardon o yaşlı değildi öyle diyordu :) gayet ölçülü bir şekilde brıaktı sözü. Ben insanlarla konuşmayı çok severim, mesela şimdi yanımdaki beye gelecek sohbet sırası dedi.

Yanındaki adam, ben otobüste konuşmam dedi. Neden? Doktor bana yasakladı dedi.

Tipik reddetme cümlesi. Bahanesizlerin bahanesi… Mavi gözlü fişek, kaşlarını kaldırdı gözlerini yere devirdi … bir süre öyle durdu.. siz bilirsiiniz der gibi.. zaten sonunda da öyle dedi.

Siz bilirsiniz, o halde konuşmayınız :)

Biraz daha laf atmak istedi yine de ama adam nedense kendini tam anlamıyla bi bok zannetti ve mesafe çekti.

Sonra mavi gözlü fişek tekrar koltuğundan eğilip “ben fazla konuşmayayım kızım, yoksa Göztepe durağını kaçırıyorum. Bir kereisnde iki durak yürümek zorunda kalmıştım. Gerçi açıldım hava oldu bize de ama :)

Sohbetin iiçin çok teşekkür ederim. dedi. Seni sıktıysam kusura bakma…

Yok deidm ne demek, sayenizde gülümsedim kendimi daha iyi hissettim.

Sonra bir süre geçti üzerinden, adını sordum.

Kayhan…. Fişek…. fişek gibi bir insanım. Artık beni unutamazsın. :)

gülümsedim… çok teşekkür ederim sohbetiniz için..
asıl ben teşekkür ederim, ilgiyle beni dinlediğin için..

dedi ve gitti..

Başka yaşlı insanlar da vardı, somurtgan.. daha gençleri de vardı. Nedense herkes kendisinin bu dünyadan izole edilmiş olmayı hakettiğini düşünüyor. Aslında bu boktan dünyayı böyle düşünen insanlar oluşturuyor. Bir isnanla sohbet etmek neden bu kadar problem haline geliyor anlamıyorum. Ben beklediğim her durakta, otobüste birileriye iletişime geçer en azından gülümserim ve bu bana şimdiye kadar herhangi bir virüs de bulaşmadı. Bu problemleri nedir anlamıyorum… ve bu çekingenlikten de değil kendilerine her nasılsa bir mesafede zannediyorlar. sanki onlar özel insanlar ve sıradan insanlarla konuşmuyorlar

Acaba sen sıradan olabilir misin? Ruh hastası olduğun için gülümsemekle ilgili problemlerin olabilir mi? Hiç düşündün mü bunu? kendinle barışık olmayı? İnsanların senden eksik fazla yönlerine bakmak çerçevesinden sıyrılmayı salt insan ruhunu görmeye çalışmayı, insanı keşfetmeyi hiç düşündün mü? Read the rest of this entry »

Şuraya Bak!

Mayıs 22, 2009

Jacob’un düşmanına katılıyorum. 

Gelirler, savaşırlar, dağıtırlar… hep böyle biter demişti. 

Doğru.. insanlar o kadar çirkin ki artık ne haberlere bakmak istiyorum ne de birşeye… Güzel diyebileceğimiz şeyler ancak saçma, sıradışı şeyler olabiliyor. İnsanlar artık güzel, sade, saf şeyleri sevmiyorlar ki…

Bir baba, çakmak gazı kattığı çorbayı 3 yaşındaki oğluna ve hamile kızına zorla içirmekten 100 yıl hapis cezası alıyor.

Liseden yeni mezun olmuş kız, erkek arkadaşı tarafından evde paramparça edildikten sonra çöpe atılıyor ve suçlu hala yakalanamıyor.

İnsanlar kanser oluyorlar, kazada yüzlerini kaybediyorlar.

Ünlü yıldızlar da dahil olmak üzere çoğu kişi eşlerini aldatıyor.

Ünlü olmaya çalışanlar, prim yapmak uğruna başkalarına leke atıp, karalamaya çalışıyorlar. Hatta hiç utanmadan. Read the rest of this entry »

Bohçacı geldi haaanımm tonlamasındaki bu başlık aslında bir kapı açma macerasını anlatmaktadır.

Kapı dış dünyayla alakamızı keser doğru… yalnız bu dış dünyayla tekrar alaka kurmaya karar verdiğimiz anda işler biraz değişir

Bugünkü büyük kahkahamın nedeni az önce annemin neşe içerisinde şarkı söylerken kapının çalmasıyla megafonu açması ve komşulardan biridir diye en tiz sesiyle “aloooo” diye bağırması ve ardından derin bir sessizliğe bürünmesiydi.

Gelen komşu olmayıp başkası olunca, annem karşıdan gelen sese hiçbir şekilde cevap veremedi ve doğrudan sessizlige büründü garibim. Şoku atlattıktan sonra “ay nedicemi bilememişim…” diyebildi.

Bilemedim ben onuuuuu bilemediiiiimm… :D

Kapı açarken nerde olursa olsun kesinlikle fevri davranmamak gerek. Eğer bu bir günlük hayat rehberi olacaksa bu içinde mutlaka kapı açmayla ilgili de yönergeler olmalıdır.

İş yernde çalışırken büyük bir telaş havasında, bir proje üzerinde tüm elemanların görevli olması nedeniyle ofiste bir başıma kalmıştım. Tek bilgisayarda iş yapması gereken kişi ben kaldığım için… Ama sürekli kapı çalıyordu ve işimi yapamıyordum. Kapıyı çalan da ofisten arkadaşım Mert’ti. Acelesi var, ve ofisten çıkarken sürekli bişeyler unutup geri dönüyordu. En son zili çaldığında “ay ne var yine yaaaaa 10 kere geri geldin!” diye hönkürdüm ve kapıyı hışımla açınca karşımda başka insanlar duruyordu ve baya ciddiydiler. Toparlayamadım.Açıklama yapma gereği duydum haliyle ama adamın o kadar hızlı halletmesi gereken işi avardı ki hemen konuya geçti :D Read the rest of this entry »

İşe ve iç derken?

Mayıs 8, 2009

İşiyosun içiyosun.. evet gerçek

İşiyosun içiyosun.. evet gerçek

Bunları, küresel ısınmaya daha çok engel olmaya çalışalım, diye mi yapıyorlar?

Düşüncesi bile iğrenç ya! Şuna bak bi de çizmişler böyle böyle yapılıyo diye yönerge yapmışlar… Read the rest of this entry »

Kehanet vs Ghost Rider

Nisan 24, 2009

Hayatta herşey olagelirken, bir süreliğine neyin içinde olduğunu unuttuğun nadir yerler ve zamanlar vardır. Benim için bunlardan en kolay elde edilebileni film izlemek… 

Dün de öyle yaptım. Birşeylerin aklımı meşgul etmesine, beni bir  süreliğine oyalamasına çok ihtiyacım vardı ve arkadaşımla sinemanın yolları taştan diye diye gittim filme.

Filmin güzel olup olmadığı konusundan, yönetmeninden fazlasyıla belli olur aslında. Hatta afişine baktığımda bile ben çok rahatlıkla anlayabiliyorum filmin nası bişey oldğuğunu. Sinema salonuna gittiğimizde daha önce anlaştığımız gibi, filmi ben seçmek durumundaydım. Her ne kadar gönlüm hızlı ve öfkeli 4 ten yana olsa idiyse de Nicholas Cage’in oynadığı Kehanet – Knowing’i seçtik.

Filmi tahmin etmiştim az çok ama bu kadar da tutturacağımı açıkçası bilemiyordum. Filme illaki gitmek isteyenler buradan sonrasını okumasın, sonra da bana kızmasın.

 

Knowing - Kehanet

Knowing - Kehanet

Knowing kısaca şöyle efendim. Küçük, donuk suratlı, düz saçlı bir kız çocuğu olacak felaketler hakkında nedense bilgi sahibidir. Ve insanlara bunu bi şekilde duyurmak ister. Yine nedense bunları şifreli sayılarla yapmaya kalkışır. 50 yıl sonra bu yazdığı kağıdı bi başka çocuk bulur. Bu çocuk da kesinlikle uzay, öteki taraf hakkında sürekli sorular soran bi insan yavrusudur. Evet annesi de ölmüştür. Sonra babası da olayı çözer ve insanları uyarmak ya da yakınlarını kurtarmak isterler. Kimse onlara inanmaz. Çok geçtir ve yapılacak birşey yoktur. vs vs.

 

Film konusu bulmakta sıkıntı çektiklerini anlıyorum da bu kadar acı çektiklerini tahmin etmemiştim açıkçası. Kendimi 90 yıllarda hissettim. O zamanlar zaten teknoloji yeni gelişmekte olduğu için, her konuyu kolaylıkla sindirebiliyor, efektlerden de deli gibi etkileniyorduk. Şimdi efektler o kadar “vay anasını” dedirtmiyor artık bilgisayarlar evimize girdiğinden beri teknolojinin vardığı noktaya o kadar şaşırmıyoruz. Artık bu noktada filmin içeriğine daha çok odaklanabiliyoruz.

Yine de filmin efektleri çok güzeldi. Saolsunlar sesi de 500 km ötedeki insanlar da sindire sindire duysunlar diye sonuna kadar açtıkları için, baya baya uçaklar falan önümüze düşmüşcesine, sanki o patlamalar iki ön sırada olmuşcasına bir etki vardı.

 

Read the rest of this entry »