Alışkanlıklarını Bırakan Bilge
Temmuz 3, 2009
Gündelik yaşamımıza ne kadar çok şeyi sığdırıyoruz aslında?
Ne kadar yanlış bi cümle oldu dimi.. böyle tersinden başlayayım diyince bile ters geldi. Günler çok kısa geliyor herkese. Artık “acıktım” kadar çok duyuyoruz “aaa ne zaman akşam olmuş” dediğini herkesin. Son zamanlarda tarih öncesi devirleri düşünür araştırır oldum. O zamanlarda insanlar 400 yıl falan yaşıyorlarmış ya, acaba zaman kavramı aynımıydı ki? Belki de 10 kat daha hızlı geçiyordu zaman ve onlar geç yaşlanıyorlardı Aragorn gibi? Bunu bilemeyiz tabii…
400 yıl yaşanır mı arkadaş? Yani ne yapacaksın ki? Hafıza yeter mi o kadar şeye… Torun çorbalak kaynayacak her yer, o kadar değişim olacak… komşu yok bişey yok… hani yeni birini tanıyayım desen o da yok. Böyle sıkıl dur artık. Emeklilik de yok, param gelsin yapayım desen.. zor işmiş o zamanlarda yaşamak valla şimdi bak yazdıkça, yaşasın milenyum çağı diyiveresim geldi. Read the rest of this entry »
Ortaya Karışık…
Nisan 18, 2009
Bunu, çok kişiyle paylaşmamıştım. Benim için biraz zor olacak…
Ama zor şeyleri bir anda söylersen, onun önemini yitireceğini ve takıntıların ortadan kalkacağını söylemişlerdi birileri bana… YA da ben uydurdum hatırlamıyorum.
Benim sinema dünyasına dair bir türlü çözemediğim bir konu var.
Hatta iki…
İkincisini hele kimseye söylememiştim.
Ben Anthony Hopkins ve Jack Nickholson‘ u karıştırıyorum birbirine…
Ya isimlerini karıştırıyorm ya da cisimlerini.. onu tam olarak çözemedim.

Anthony vs Jack
Şimdi öncelikle burada bir bilimsel tespite örnek vermek istiyorum.
Piaget, Simon‘un yanında zeka üzerine araştırmacı olarak görev yapar iken, IQ testleri uygulanan çocuklarda yanlış cevap veren kişilerin mantıklı yanlış cevapladıklarını tespit etmişti. Nasıl yani? Şöyle..
Şimdi, çocuklara hiyerarşik sınıflandırma yeteneklerini ölçmek üzere, Çekiçin tornavidaya mı yoksa çiviye mi daha çok benzediğini sormuşlardı. Burada çekiç, tornavida alet, çivi ise malzeme olarak ayrılacaktı aradan. Ama çocuklar, çekiçi, çiviye benzetmişlerdi. Çünkü çekiç ve çivi aynı yerde olurdu her zaman.
İşte Piaget, çocukların hiyerarşik sınıflandırmadan çok fiziksel beraberlikten yararlanmış olduklarını tespit etmişti.
Şimdi ben de düşünüyorum… GErçekten bana benziyorlar gibi geliyor. Ama sima olarak değil. Şimdi fotoğraflarını bi araya koyarken yeniden farkettim. Hakkaten alakaları yok. Ama ayrıca söyleyebilirim ki Jack Nickholson kesinlikle kurta benziyo, dimi ama.. dikkat et bak
İşte ben bir film izliyorum… Dünyanın en hızlı İndian’ı nı izledim onun filmin sonuna kadar Jack Nickholson oynadı sandım ama diğeriymiş.. Belki şuan bile yanlış söyledim bilemiyorum.
Kuzenim artık delirmişti…
- Tamam bu kez öğrendim. Guguk Kuşu – Anthony…
- Hayııaaar Jack Nickholsooon!
- Tamam, Hannibal?
- Anthony..
- Hah tamam…
…
Şeklinde her zaman tekrarlanan bir diyalog haline gelmişti anlayacağınız.
Read the rest of this entry »
Sakla Zamanı
Nisan 17, 2009

Tam O An
Elbetteki atasözünü yanlış yazmıyorum. Ama benim böyle bir telaşım var gerçekten…
Fotoğraf çekmeyi gerektiren temel içgüdülerden biridir aslında, zamanı saklamak. Yalnız benimki biraz garip işliyor gibi geliyor…
Normal insanlar, bir arkadaşlarıyla bir yerlere gittiklerinde, eğer gerçekten güzel bir gün olduklarını düşünüyorlarsa, fotoğraf çekerler, dimi? Kendilerine tutarlar bööle, eğer başka biri tutamıcaksa… Fotoğrafın köşesinden ortaya doğru bir kol uzanır (Bu aslında farklı bir mevzuu)… Ama bende böyle değil…
Bir restorana girdin dimi.. Orada herkese alelade bir ıslak mendil verirler… onunla elini sil at.. yok… ben iki tane alıyorum. Bi tanesini hakkaten silmek için, diğerinin de üzerine tarih yazıp ya da hafızama güveniyorsam yazmayıp, onu saklamak.. Neymiş, o güne has hatıraymış…
Evimde, bir temizlik yapmaya kalkıştım, tonlarca ıslak mendil çıktı
Hepsinin hatırası var gerçekten. Hatta onları saklarkenki düşünsel sürecimi bile hatırlıyorum yani. Madem unutmak istemiyorsun, fotoğraf çek kaldır… Arada bak, hatırlarsın.
Ama itiraf edin, bazı anların fotoğrafları çekilemiyor. Fotoğraf çekilen anlar genelde ya çok mutlu olduğumuz ya da mutlu olduğumuz anlar oluyor. İlla ki o anlarda hazırlık gerekiyor, bir telaş oluyor vs. Normal anın, normal büyüsü bozuluyor.
Benim sakladığım ıslak mendillerde sadece mutlu anlar yok. Normal bir ruh hali var çoğunda…
Sadece ıslak mendil değil tabi.. Arkadaşım bana yurtdışından çikolata getirmişti, onun kabını atmamışım. Lisede Mehmet’le ufak bir yazışma geçmişti aramızda, onu atmamışım. Aslında Mutlu’nunkileri hiç atmak istemiyordum çünkü o hep haklı çıkardı, bunu görmek istiyordum aslında ama o atmamda ısrar etmişti. Neyse… Böyle garip şeylerim var. Ev ıvır zıvırla dolacak diye korkuyorum.
Mesela şuan solumda ne var biliyor musnuz? Bizim okulun kafesinde tepsilerin içine konan reklam kağıtlarından var. Biri Hayalet Sürücü biri de Miller‘in… Aldığım günleri de adım gibi hatırlıyorum.
Yalnız bir türlü somut olarak saklayamayacağım, herhangi bir uyaran olmadan meydana çıkarmak zorunda olduğum, şahitsiz anlarım da var. Mesela bigün türk kahvesi pişirmekteydim. 17 yaşındaydım o zaman. Sonra düşündüm, ben 23 yaşına gelicem ya… O gün geldiğimde bu yaşımı ve bu anı hatırlıcam demiştim. ve hala hatırlıyorum… Herhalde aklımdan hiç çıkmayacak..
Neyse sonuca gelelim.. Ne yapacağınızı anladınız dimi?
Bir yere gittiniz, arkadaş eş dost ya da yalnız…
1- Islak mendil veren bir yerlere gidin mutlaka
Şaka şaka… Hemen bir parça koparın o andan.. Somut olsun ama… Onu kaldırın. başka gün karşınıza çıktığında, o günü hatırlayıca gerçekten muhteşem oluyor.
2- Kendi kendinize de hatırlamak isteyeceğiniz (ya da zorunda olacağınız) anlamsızken anlamlı anlar oluşturun.
3- Fazla abartmayın.
Bu sanırım, birine, o ana, değer vermekle ilgili birşey… Carpe di em… İnsan yaşadığı her anı görebilmeli. Her zaman içinde kaybolup gidersin. Sonra puff gitmiş hepsi… Ben akıp giden zamanı takip etmeyi hatta onu bir yere bağlamayı severim…
Büyük Park’ta arkadaşımın bana verdiği menekşeyi hala defterimin arasında saklıyorum. Çünkü benim için çok önemli.














