Düşünme Molası

Haziran 6, 2009

Markete gitmeden daha doğrusu tırmanmadan önce :) küçük bir yazı yazmak istedim. Biraz parça parça olacak çünkü konu bütünü sağlanacak gibi değil.

Küçüklükten beri günlük tutardım. Yaklaşık 12 yaşında başladım günlük tutmaya ve sonradan kendimce bir üslup geliştirmeye karar vermiştim. Aklımdan geçenler her ne ise olduğu gibi düşümeden yazacaktım. Böylece zihnimin düşüncelerimi ve asıl duygularımı bozmasına değiştirmesine, önüne kompleks, gurur gibi duyguları koymasına izin vermeyecektim.

Sonra başladım yazmaya bazen alakasız cümleler yazmaya başladığımı gördüm. Bu da öyle birşey olacak.

Küçükken yine, yattığım zamanlarda öylece uykuya dalamaz illa ki birşeyler denerdim. Mesela hiçbir düşünmemeyi denerdim. :D Nasıl çabaladığımı size anlatamam böyle terler akıyo artık “düşünmüyorum, allam düşünmemezlik yapamıyorum hiçbişey nası düşünülmez, hiçbişey düşünmemeyi düşünüyorum offf” diye böyle delirmiş şekilde.. yat dimi yatakta normal.. küçüksün sen çünkü…

Bu aralar gündemde olan iki konu var hayatımda, size bunla ilgili bir düşünce yazısı yazmamıştım. Biri aşk diğeri de kader. Son zamanlrda ortaya çıkmaya başladı pek üzerine gitmek de istemiyorum.

Lisede camdan dışarıya baktığım zamanlarda büyük bir aşkın varlığından ve bunun beraberlik için olmazsa olmaz olduğunu düşünürdüm. Ama şimditek önemli olan şeyin aşk olmadığını ya da aşkın sadece tek birşeyden ibaret oolmadığıını söyleybilirim. Bu bayık muhabbeti de burada kesebilirim.

Birgün okul çıkışında Bir mektup sıkıştırılmıştı elime, içinde Gülay – Cesaretin Var Mı Aşka parçasının sözleri yazılıydı. Ona bu kadar aşık olabileceğimi hiç tahmin etmemiştim. Hiç düşünmemiştim bile çünkü olmazdı… ama oldu… Onu tekrar görmem sanıyordum farklı şehir ve farklı bölgelerdeydik. Birisini seveceğim zaman hep ondan özellikler aradığımı farketmem ne kadar acı olsa da buna alışmıştım zaten. Çok da acıtmıyordu artık. ondan sonraki sevdiklerimden özür dilerim ama size ilgiyle göz atmamın sebebi ondan birkaç parça taşımanızdı :)

Yaşadığı en masum aşkın benimle olduğunu söylediğinde öfkeyle karışık bir kadife gibi duygu kapladı içimi. Çünkü bilirler benim onu ne kadar sevip üzüldüğümü.. Ağzımdan çıkan iki laftan biri o olurdu. Evlendiğini de onu tanıdıklara sorarken öğrenmiştim zaten, bu pek birşey de değiştirmemişti. Hala değiştirdiğini de sanmıyorum sadece yatağından taşmıyor şimdi… İnşallah onu görebilirim.

Kimi insanlar vardır hayatınızda, birşekilde onlarla görüşmeye son verirsiniz. Ayrılık dersiniz, bitti dersiniz…sonra yüzünü görmek istemiyorum, bitti deseniz de illa onu görmeyi umarsınız ir yerde. Mesela karşılaşmayı ya da bir ortamda aynı anda orada bulunmayı. İşte bazıları vardır ki görmek istemenizin nedeni onu merak ettiğiniz için değil, o an ne olacağı tahmin e tmek istemenizdendir. Aslında da sizin onu değil, onun sizi görmesini istersiniz. Bakalım ne olacak… Belki sizi daha güçlü görmesini, bir başka biriyle birlikteyken görmesini istersinz aslında.

Bu duygu o dahaö nce sevdiiniz kişiyi hala sevdiğinizi değil, sadece gurur yaptığınızı gösterir. Ayrıldığınızda da sizi acıtan şey sevgilinizle artık bir arada olamayacak olmaktan çok, sizin gururunuzu kırdığı için olur. Onun sizi görebileceği bir yere gidersiniz ve sizi farketmesini beklersiniz vs. Bunlar kendinize oynadığınız küçük oyunlardır asında… Read the rest of this entry »

Telepati Yolları Taştan

Mayıs 22, 2009

 

Telepati

Telepati

 

 

Neredense aklıma geldi birden. 

İnsanlar arasındaki telepatik güç gerçekten şaşırtıcı boyutlara ulaşabiliyor. Bunu iki örnekle açıklayacağım bak.. bak.. adam.. usta… (kanal d yardım masası)

Günlerden birgün, o zamanlar Aydın’da bir ajansta çalışıyorum gece gündüz. Annem beni, İzmir’de yaşadığım zamanlardan daha çok özlüyor. Mecburuz diyoruz yapıyoruz birşeyler… 

Para yokluğu çektiğimiz dönem tabii, nasıl oluyorsa cebimizde 50 tl kalmıyordu. 

O gün de ödememi almıştım ajanstan. Mert’le yola koyulduk eve gidiyoruz. Mert akrabasının doğum günü için pasta alması gerektiğini söyledi. Giderken kipa’ya uğrayalım mı dedi. Tamam dedim neden olmasın.. Ben de alayım dedim bari bizimkilere jest olur. Neyse çıktık Kipa’ya girdik hemen ayaküstü… Tipik pastaları var krokanlı, onu alacaktım, o da başka bişey.. osnra mum da alması gerekiyor tabii, kapıdan süpriz yapacakmış. Aradık taradık görevliye sorduk mum kalmadı dedi. Büyük de olsa alcaktık o an o kadar eve gitmek istiyorduk ama yoktu işte. 

Hemşin’den alalım pastayı, burda mum zaten dedi. Tamam dedim. Zaten oranın pastası her zaman taze ve güzel olur. Neyse gittik hemşine bir güzel pasta seçme merasimine başladık.

Hayatta hep karar almak bana düşer nedense. Yani eğer iki kişi varsa ve onlardan biri bensem mutlaka ben karar veririm. Neden bilmiyorum. Halbuki nefret ediyorum karar vermekten. Olsun bitsin istiyorum ama o hiç öyle olmuyor. Benim için o kadar acı verici bir süreç ki.. anlatamam yani kalbim sıkışıyor daral geliyor gerçekten bak.. abartmıyorm ya.. 

500 tane pasta var gibi geliyr orada ve içinden birini seçicem. Ya o seçtiğim biri bozuk çıkarsa?? Ya tam istediğim gibi olmazsa.

Tamam diyorum bu olsun……..yok yok öteki bana göz kırptı bişi işaret verdi sanki……

Neyse daha önce yediğim ve sevdiğim birini aldım. Başlarım dedim yaa amaaaan…

Mert’ de aldı ve sonra tam ödeme yaparken o, kurupastalara takıldı gözüm. Hani o küçük simit şeklinde olanlar var ya.. ben onların hastasyımm Evimizin yakınındaki kafeye hergün neredeyse uğrar ve bunlardan alırdım artık hazır şekilde bana cevap verirlerdi “simitlerden mi”

Susamlı ya bayılıyorm… Dayanamadım onlardna da aldım.. başka şeylerden d aldım tabii.. toplamda 15 tl tuttu…

Biz en ykaın durakta ayrıldık ben dolmuşa bindim eve gidiyorum. Aklıma kola almak geldi. Almamıştım unutmuştum galiba. Kardeşimi arayayım da o alsın bari dicektim. Telefonu elime aldım düşünüyordum. Sonra niye arıyorum ki ben zaten bir büfenin önünüden geçicem ordan alırım dedim. kafamı kaldırdım. Dolmuş da o sırada bir durakta durdu yolcu almak için. Bi baktım Yeşim!! Kardeşim dolmuşa biniyor resmen!

ben şaşkınlık abidesi, kardeşim bezmiş dalgın biniyo dolmuşa… 

Yeşimm??  Ben de tam seni aramayı düşünüyodum aaa.. nerden çıktın sen?

Aaa (çok şaşırmamak) ,

(dolmuşa binerken elindeki poşetler belirdi bana)

NE aldın sen? O elindekiler hemşin poşeti mi????!! Read the rest of this entry »

Sakla Zamanı

Nisan 17, 2009

moment

Tam O An

 

Elbetteki atasözünü yanlış yazmıyorum. Ama benim böyle bir telaşım var gerçekten… 

Fotoğraf çekmeyi gerektiren temel içgüdülerden biridir aslında, zamanı saklamak. Yalnız benimki biraz garip işliyor gibi geliyor…

Normal insanlar, bir arkadaşlarıyla bir yerlere gittiklerinde, eğer gerçekten güzel bir gün olduklarını düşünüyorlarsa, fotoğraf çekerler, dimi? Kendilerine tutarlar bööle, eğer başka biri tutamıcaksa… Fotoğrafın köşesinden ortaya doğru bir kol uzanır (Bu aslında farklı bir mevzuu)… Ama bende böyle değil…

Bir restorana girdin dimi.. Orada herkese alelade bir ıslak mendil verirler… onunla elini sil at.. yok… ben iki tane alıyorum. Bi tanesini hakkaten silmek için, diğerinin de üzerine tarih yazıp ya da hafızama güveniyorsam yazmayıp, onu saklamak.. Neymiş, o güne has hatıraymış… 

Evimde, bir temizlik yapmaya kalkıştım, tonlarca ıslak mendil çıktı :D Hepsinin hatırası var gerçekten. Hatta onları saklarkenki düşünsel sürecimi bile hatırlıyorum yani. Madem unutmak istemiyorsun, fotoğraf çek kaldır… Arada bak, hatırlarsın.

Ama itiraf edin, bazı anların fotoğrafları çekilemiyor. Fotoğraf çekilen anlar genelde ya çok mutlu olduğumuz ya da mutlu olduğumuz anlar oluyor. İlla ki o anlarda hazırlık gerekiyor, bir telaş oluyor vs. Normal anın, normal büyüsü bozuluyor.

Benim sakladığım ıslak mendillerde sadece mutlu anlar yok. Normal bir ruh hali var çoğunda… 

Sadece ıslak mendil değil tabi.. Arkadaşım bana yurtdışından çikolata getirmişti, onun kabını atmamışım. Lisede Mehmet’le ufak bir yazışma geçmişti aramızda, onu atmamışım. Aslında Mutlu’nunkileri hiç atmak istemiyordum çünkü o hep haklı çıkardı, bunu görmek istiyordum aslında ama o atmamda ısrar etmişti. Neyse… Böyle garip şeylerim var. Ev ıvır zıvırla dolacak diye korkuyorum. 

Mesela şuan solumda ne var biliyor musnuz? Bizim okulun kafesinde tepsilerin içine konan reklam kağıtlarından var. Biri Hayalet Sürücü biri de Miller‘in… Aldığım günleri de adım gibi hatırlıyorum. 

Yalnız bir türlü somut olarak saklayamayacağım, herhangi bir uyaran olmadan meydana çıkarmak zorunda olduğum, şahitsiz anlarım da var. Mesela bigün türk kahvesi pişirmekteydim. 17 yaşındaydım o zaman. Sonra düşündüm, ben 23 yaşına gelicem ya… O gün geldiğimde bu yaşımı ve bu anı hatırlıcam demiştim. ve hala hatırlıyorum… Herhalde aklımdan hiç çıkmayacak.. 

Neyse sonuca gelelim.. Ne yapacağınızı anladınız dimi?

Bir yere gittiniz, arkadaş eş dost ya da yalnız…

1- Islak mendil veren bir yerlere gidin mutlaka

Şaka şaka… Hemen bir parça koparın o andan.. Somut olsun ama… Onu kaldırın. başka gün karşınıza çıktığında, o günü hatırlayıca gerçekten muhteşem oluyor.

2- Kendi kendinize de hatırlamak isteyeceğiniz (ya da zorunda olacağınız) anlamsızken anlamlı anlar oluşturun.

3- Fazla abartmayın. 

Bu sanırım, birine, o ana, değer vermekle ilgili birşey… Carpe di em… İnsan yaşadığı her anı görebilmeli. Her zaman içinde kaybolup gidersin. Sonra puff gitmiş hepsi… Ben akıp giden zamanı takip etmeyi hatta onu bir yere bağlamayı severim… 

Büyük Park’ta arkadaşımın bana verdiği menekşeyi hala defterimin arasında saklıyorum. Çünkü benim için çok önemli.