Alarmı Kurmayı Unutmuşum
Temmuz 24, 2009
Biliyorum biliyorum… hiç bu kadar açmazdım arayı. Ama yazma hevesim gittiğinden değil, İlham’ın biraz işi varmış, yurtdışına kadar gitti…
Bu süreç içinde ne yaptığımı anlatacak değilim. Ama rüyamda annem blogumu okuyordu ve benim aşık olduğumu anlayıp bana sorular soruyordu. Gergin bir ortam oluyor, pek tavsiye etmem…
İnternette ben eskiden gece 4 lere kadar kalır sürekli bir yerlere girerdim. msn de konuşmak bir yana, birşeyler yapardım eskiden ama ne yapardım hatırlamıyorum. Şimdi bikaç siteye girip bırakıyorum. Zaman harcamak ne kadar kolaymış…
Az önce irmik‘le kahvaltıdan sonra fıkraları anlattık nerden geldiyse… Komik sayılabilecek bir fıkraydı, o değil de.. biz küçükken ne saçma şeylere gülüyormuşuz arkadaşım…
Temel fıkrası var bitane, ona nası gülüyomuşuz ya bak bilmeyenler yada hatırlamayanlar için söylücem şimdi.
Hatırlayamadım tamamını, ama bi tane çocuk bi osurdum karşıki bina yıkıldı gibi, saçmalık ötesi birşeyler söylüyodu ve biz buna fena halde gülüyoduk. hehe değil huuhahahahaaoohohohooo ihehehe şeklinde.
Manyakmıyız ya biz? Bunun neresi komik?!
Neymiş binada tam o sırada bomba varmış, çocuğun osurmasıyla bombanın patlaması aynı anda olmuş. Hey allam…
Bi kere bombaya gülebilecek bir nesil değiliz artık, bu bir gerçek. Osuruğa da ancak Recep Ivedik’te “yuhh” dediğimi hatırlıyorum
onun dışında pek komik gelmiyor osuruk esprileri. Ama bak bak dün Kurtlarla Dans Eden filmini izliodum orda pis bi adam vardı aptal yere kilimi sererken eğilince osuruyodu. Ona yine de gülmüştüm. Ama buna gülmeme içimdeki yaşama sevinci, yani Cemal neden olmuş olabilir.
Neyse içinizde bunlara hala gülenler varsa lüffen buna bi son verssin ve uykusuz okusun penguen okusun. tamam mı… düzeltin, toparlayın kendinizii..
Hadi bana güle güle…
Not : Yokluğumda merak edip gelen, beni google üzerinden arayıp bulan ve takipçiliklerinde sadakatini belli eden arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Ben zira kimseyle ilgilenemedim bu süre içinde. Kendim de yazmadım hatta. O yüzden, sahalara u dönüşü yapiciiim.. Görüşürük..
Zaman Oydu
Haziran 12, 2009
Her sabah okuduğumuz öğrenci andının “…yasam, küçüklerimi korumak..” olan bölümünün “… ilkem, küçüklerimi korumak…” olarak henüz değiştiği zamandı…
Ortaokul öğrencilerinin siyah önlüklerin kaldırılmasına 2 yıl vardı…
Mustafa Sandal, “bu kız beni görmeli bana kazak örmeli” dileklerine henüz başlamıştı…
Sabah gazetesinin kuponlarını biriktirmek benim görevimdi ve sabah yazısını tarihiyle birlikte itinayla kesmek için yeni büyümüüştü ellerim…
Yonca Evcimik’in taktığı kolyelerden bulmak hiç kolay değildi henüz..ama “8:15 vapuru” klibindeki bandı bulmak öyle değildi…
Ice Tea yeni çıkmıştı ve ev yapımı buzlu çay, berbat birşeydi, onlar nasıl yapıyorlardı da güzel oluyordu acaba…
Süleyman Demirel’in ve Tansu Çiller’in taklidini yapmaya başlamamıştım henüz…
18 vitesli bisiklete binerken herkes, ben tekerlekleri yarık bisikletimde 30 vitesli bisikletlerin olduğunu anlatırdım, ta ki babam bana 21 viteslisini alana kadar. 30 vitesli bisikletin olduğunun yalan olduğunu söylemek, o zaman daha kolaydı.
Tasoların yayılmaya başladığı, yollarda taso yarışmaları yaptığımız zamanlardı…
Televizyonun dibine oturup, kocaman gözlerle Zeki Müren’in neden makyaj yaptığını anlamaya çalıştığım ama bir türlü anlamadığım, üstelik bu durumun, başkalarının benim ona aşık olduğumu düşünmelerine yol açtığı zamanlardı.
Gece yarısı yayın bittiğinde, İstiklal Marşı okunurken annem kolumdan “hadi yat artık” diye çekiştirdiği, ama benim televizyonun görüş alanından çıktığım an yayına kaldıkları yerden devam edeceklerini, beni kandırdıklarını düşündüğüm zamanlardı…
Sıcağı Sıcağına’yı koltuğun arkasından izlediğim zamanlar…
İzmir’deki sendika grevine babamın katıldığı sakal bıraktığı, çektirdiği fotoğrafı bize gönderdiği, ve benim babama “sakallı dede, elinde bostan, çıngırı mıngırı bom” tekerlemesindeki sakallı dede lakabını taktığım zamanlar…
Lambada’nın meşhur olduğu, benim de lambada oynamak için özellikle katkat eteği bulunan bir pembe – yeşil bir elbise aldırdığım zamanlar…
Barış Manço’nun programına katılmak için sıra beklediğim zamanlar…
ve birçoğu… yüzmeyi, bisiklete binmeyi öğrendiğim, ilk aşık olduğum zamanlar.. hep muğladaydı…
Küçükken Evleneceğini Düşündüğümüz Ünlüler
Haziran 6, 2009
Çelik’in bir şarkısını söylerken bi anda aklıma geldi birden.
90 yıllar malum, kendine öz bir karakteri vardır. 10luk sisteme göre muazzam şekilde ayrılır bu yıllar o kültürlerinden dolayı. 80ler tam bir avrupa özentisi olmuştur herhalde Almanya’ya işçi alımından sonra
90lar da farklı daha salakça diye bile tabir edilebilir.
Bazı gruplar, çiftler vardı birlikte çalışan birlikte rol alan ve bilmiyorum sizi de ben bunların evleneceğini falan düşünürdüm.
1- İzel – Çelik – Ercan
Bu grupta ben İzel’i fena halde şanslı görüyodum .böyle iki erkeğin arasında kimbilir ne rekabet ortamı oluyodur diye düşünüyodum
Çeliği beğenmiyordm ve ERcan’la evlensin istiyordum. İsimlerinde bile Çelik ikisinin arasına girmiş, aralarını bozmaya çalışıyodu bence. Çıksa iyi olcaktı, sonradan çıktı ama o aşkın
da tadı kalmadı
2- Nilüfer & Kayahan
Bu iki büyük sanatçının bizde zaman zaman albümleri olmuştur hep… Hep birlikte bilmiştim onları küçükken… O yüzden de ikisinin hep evleneceğini ve birlikte olabileceklerini düşünürdüm
En son kavga ettiler diye biliyorum… çocuk aklı işte…
3- Seda Sayan & Mahsun Kırmızıgül
Bu muhteşem ikilinin de birbirini sevdiğinden emindim hatta evleneceklerdi ne güzel dimi… birbirlerine şarkı armağan ediyorlardı. Biri meleğim benim i söylerken diğer “Seviyor musun, bir daha söyle” diye diye yanıp tutuşuyodu…
Sonradan bu aşk gömüldü gitti ama seda sayanın tarzını biliyoruz az çok.. Allah mutlu mesut etsin…
Hem de 90′lık…
Nisan 18, 2009
Bir önceki yazımda kaset diyince aklıma geldi…
Eskiden delirirdik kasetlerle değil mi? 90 yılların başında ve öncesinde doğanlar, plak ve cd ler arasında kalanlar herhalde biliyorlardır kasetin kıymetini. Ben lise sona kadar kasetle uğraşırdım. Öyle bilgisayar okumuşluğum, haşır neşir olmuşluğum yoktu pek…
Benim için o zamanlar, cd ler neden vardı ki anlamıyordum. Bi kere cd yi ben arabada çalamıyordum (Sizin arabanızda olabilir hıh)
Velhasılı, hani gözleri dolar şekline gelmiş olan çizgifilm karakterleri vardır ya, benim gözlerimde de kasetler vardı böyle. Sürekli radyo dinlerdim zaten…
Hiç kapatmazdım diyebilirim. Geceleri de uyuyamadığım için, korkudan, ve sürekli birilerinin yatağından kovulduğum için sürekli dinlerdim.
Tabii dinlerken çok sevdiğin şarkılar çıkıyor. Onları tekrar dinlemek için artık duaya başlıyosun. Radyoda istediğin şarkının çıkması için yapılan özel bir dua var, biliyor musun sen onu? Aaaa bilmiyor musun… ck ck ck…
Öncelikle bilmeyenler ve kaçıranlar için, Ted’in meşhur yağmur duasını eklemek istiyorum.
İşte “Radyoda istediğim parça çıksın” duası da böyle tarif edilemez bi dua… Kollarınla ve ellerinle o radyo sinyali hareketini iyi yapman lazım, en önemli ipucunu da şuracıkta veriverdim.
Neyseciğim, baktım böyle sürekli deli gibi duayla olmuyor, herkes gibi aynı refleksi gösteriyorsun.
KASETE KAYDETMEEAAAKK!!!
Evet, hemen boş kaset bulunup üzerine çekilmesi lazım. Yıllarca “Rec” tuşunun kötü, kaka bişey olduğunu düşünürdüm ve ilk defa bunun önemini anlamıştım o an. Odamda mini bir teyibim vardı, canım benim. Bir de evin salonunda duran kocaman müzik seti vardı. Hemen onun içindeki kasetleri kurcalayıp, boş kaset bulmuştum. Hemde 90lık!!! Heooo…

















