Magnumum Sevinç
Ağustos 29, 2009
Hayatımda ilk defa bedava bişey kazandım yaa…
Ne Coca Cola ne bişey… kim alsa 1 lt lik bedava çıkardı bende hiç… cipslerden bile ancak taso çıkıyordu. Başka da bişey göremiyoduk zaten…
Dün de dondurma aldık kardeşimle, Magnum… Kardeşim yedi önce, “hmm çıkmadı ya bedava” dedi…
Ben de “Yok ki bedava bunlarda zaten” dedim. Ben de başladım yemeye… sonra bitti böyle umutsuz bi şekilde çubuğunun ortasına baktım… Uzun bir çizgi görecek gibiyken Algida logosu görünce orada bende direkt tepki şu oldu zaten :
- Çizgi yerine Algida logosu oluyosa bedava mı kazanmış oluyorum?……
diyip “Evet” tepkisini duyduktan sonra çığlık attım
Hiç hayatında bedava işareti görmemiş böyle ezik…
Öyle deme kız, üzülüyo çocuk…
Çık Dışarı
Ağustos 27, 2009
Bikaç gündür evden hiç çıkmıyorum. Hakkaten çıkmıyorum ya…
Günde toplam attığım adım sayısı kaçtır ki diye düşündüğümde bir terledim valla sonra evde şınav mekik hareketler yapmaya başladım…
Hakkaten hiç de çıkasım da gelmiyor… Ne bileyim, ben biraz evcimen bi insan olduğum için… Yoo evde televizyon da izlemiyorum, bilgisayarın başında da çok kalmıyorum(valla) (kardeşime sor) ee napıyosun peki diceksiniz valla ben de anlamadm naptığımı…
Dün bi markete kadar gittim, açıldım böyle vay be toprak hava kuşlar.. aa arı şeklinde gezdim biraz… market biraz uzak da…
Rüyamda Cemal bile bana “Canım niye dışarıya çıkmıyosun hiç?” diyodu düşün yani… o derece durumdayım..
Annem beni alışverişe gideceği zaman falan evde bırakıyomş ben bebekken, kendi çapımda oynuyomuşum ben hiç mızmızlanmıyomuşum herhalde o gün bugündür evde kendini eğlendirebilmeyi başaran bi insn olarak yetiştim.
Lisede de odama bir girerdim hiç çıkmazdım böyle… Resim yapardım ne bileyim org çalardım, yazı yazardım test çözerdim… Gazetelerden resimler kesip tasarımlar yapardım günlüğüme falan… gitar çalardım… geçiyodu zaman öyle…
bu aralar yine aklımda hikayeler var, ama anlatmam hemen… önce bitireyim tamam mı?
Formalite
Ağustos 26, 2009
Şimdi öncelikle sorunun kökenine inmek lazım… sorun ne önce onu bi çözelim dimi…
O halde napıyoruz? Bu ülkenin çocukluğuna iniyoruz…
Cumhuriyet kurulmadan önce yazılı olarak pek iş yapılmıyordu. Ancak işte padişah ferman yazarsa ya da uzaktan ulaklar herhangi bir bilgi getirirse falan… yoksa muhtemelen sözlü iletişim kullanılıyor emirler yerine getiriliyordu. Kamu dediğin ne kadarlık insanı yönetiyor, ne kadar insandan oluşuyordu zaten ki… ve bu kadar karmaşık işler yoktu. Tamam bu konuda anlayış gösteriyorum.
Ama artık alışmış olmamız gerekmiyor mu bu dona? Çileden çıkarmıyor mu insanı?
Bir yere başvuracaksınız, birkaç kağıt parçasını elde etmek en az 1 haftaya maloluyor. Kaybedilen zamanı, vb. işleri pek saymıyorm bakın. Bu bir de bir tek benim başıma gelmiyor. Arkadşaım anlattı, sigorta ile ilgili bir belge yüzünden öyle bir duruma düşmüş ki, istanbuldaki ssk ile konaktaki ssk arasında “orası kim oluyor biizm yıllardır bu belgeyi veriyoruz insanlara” şeklinde bir diyalog ortaya çıkıyor.
İstenen belge de sadece başka formatta. Bu yüzden mahalle kavgası yapıyorlar.
Çözüm : Arkadaşım eve gidip bir word 2003 belgesi açıyor, istenen formatta yazıyı hazırlatıp çıktı alıp imzalatıyor.
Bunu başkası yapmıyor. Neden? Biz de anlamadık. Read the rest of this entry »
Fotondan önce Fotondan Sonra
Ağustos 25, 2009
Bak şimdi…
Şuan Styx’ten Boat On The River’ ı dinliyorum… hava o kadar güzel ki… müzik zaten tam bir deniz kenarı şehrini anımsatıyor. İzmir’de hava parlak, ılık, yumuşak… bu şarkı tam gidiyor yani… Cemal’in de bir fotoğrafı vardı ona bakıyordum, deniz kenarnda çekilmiş, o fotoğrafı görünce de tam bu şarkı da üzerine harika oldu…
Yakında üniversitede çalışmaya başlıcam hayırlısıyla… Herşey rayına oturacak yavaş yavaş.. 2009 belki pek istediğim gibi bir sene olmadı. Zira ağlayarak girmiştim yılbaşına, öyle devam etti diyebilirim ama sonlara doğru güzel oldu herşey… Kuzenlerle bir yılbaşı gecesi ayarlarsanız ve o kadar insan gider de bi tek siz gidemezseniz… böyle oturur ağlarsınız…
Mutluyum çünkü sevdiğim kişi beni kötü düşüncelerden, karmaşadan uzak tutuyor. Onunla geçirdiğim her zamanda mutluyum… Beni mutlu eden şeyler sözler hayaller… ve hiçbiri yalan değil, olamayacak birşey değil… Bana söylediklerini anlattıklarını bir tek bana anlatıyor biliyorum.
N(D)oksanların Çocuğu
Ağustos 21, 2009
Hatıra defterleri.. en sevdiğim… ama hatıra defterini döven 90ların yaygın hastalığı vardır ki o da anketlerdir. Delirtir beni, uyutmazdı geceleri…
hani başlıklar, en sevdiğiniz şarkıcılar, bi de onlar bayan erkek diye ayrılırdı… renkler falan… Ben, düşün ben.. ki ben ne kararsız bi insanımdır. Şimdi en sevidğim renge mavi yazardım… sonra gece böyle yastığında tombik bi tip düşün : “Yaa ben maviyi seviyorum yazdım ama, mor mu deseydim.. yok yok siyah mı deseydim daha karizmatik sanki… hayır buldum yeşil.. ama fıstık yeşili evet evet fıstık tamam… “
şeklinde, kimliğini orada tanıtma ayırt ettirme çabası. Başkası ne yazmış diye okuma çabası.. anket sahibi eliyle tutardı bi de başkasınınkini okutmamak için
nedense…
Ben ertesi günü giderdim “ya ben bişeyler eklicem değiştircem, Maykıl Jeksın’ı da seviyom ben onu unutmuşum… ” diye eklemeye çalışırdım…
Ben değil bi ya herkes öyle yapıyodu
Yalnız o anketlerin en önemli özelliği de ne… Mesela sınıfta hoşlandığın biri var ama o neler seviyor bilmiyosun. Doğrudan gidip soramıyosun, o halde aracı birinin olması lazım. O aracı kişi de anket sahibi oluyodu. Anket sahibi, o kişiye doldurtuyodu ve sen de okuyodun anketi, her bişeyi öğreniyodun.. hmmmmmmmmm diyodun o kadar
Ama ben dha cesaretliydim o konuda. Her insanın korkması çekinmesi gereken olgunun üzerine giderdim. Ortaokulda gidip hatıra yazmasını istemiştim, o da benim için şiir yazmıştı düşünebiliyo musun… delirdim ben sonra ondan böyleyim zaten
Neyse nerden geldi bu anket meselesi dersen, Geowyns‘dan yani Sinecan’da okuduğum yazıdan esti geldi.. bana da malzeme çıktı…
Şimdi kendi çöplüğümde anketimi efendi gibi dolduruyorum. Kimseecikler bana karışmasın, istediğim zaman değiştiririm, yenilerim, geliştiririm kimse karışamaz. Üzerinize alınıp doldurabilirsiniz, ben de sinecan gibi mim yapmıcam 5.5 saat. ama takip ederim ona göre heaa…
1) En Sevdiğim Film : Ya söylemesi çok zor… Ethernal Sunshine Of The Spotless Mind – Leon – A Perfect World – The Fall – Across The Universe
ama ilk söylediğim çok ayrı bi yere sahip… ikinci de öyle.. üçüncü de öyle…
2) En Sevdiğin Yönetmen: Tarsem Singh – kendisi The Fall ve Cell filmlerinin yönetmenidir. Görsel Sanatın şaheseri harikası bu kadar sergilenebilir.
Jean-Pierre Jeunet – Hayalgücüne hayranım…Amelie’nin yönetmeni…
Yann Samuell – Jeux De’fants ın yönetmeni, ki kendisi Jean-Perre Jeunet teknikleri ile benzerlik gösteriyo bence…
ve Christopher Nolan diyorum The Prestige, Batman, Insomnia yı da aradan çıkarıorum
Peter Jackson’ı da saymazsam, yüzük çarpar… (The Lord Of The Rings)
3) En Sevdiğin Kitap: Nietzche Ağladığında, Karınca, Yalnızız
4) En Sevdiğin Yazar: Peyami Safa – Dan Brown
5) En Sevdiğim Ressam : Bence sadece ressam demek hata olur, Da Vinci diyelim zekasına hayran kalalım susalım ve bakalım…
6) En Sevdiğim Fotoğraf : Telefonumda bir güzelliğin gülüşünün fotoğrafı var ama onu saymazsak National Geographic’teki fotoğrafların hepsini, fotoğrafçılarını hatta pek severim… çok severim…
7) En Sevdiğim Fotoğrafçı : Üst soruya bak..
Bu kadar… çocuk gibisin haa diyenler, evet, hiç de fazla büyümek istemiyorum…
Leon’da bir diyalog var hemen alınntı yapayım…
Mathilda – Ben yeterince büyüdüm, artık yaşlanıyorum…
Leon – Benim için tam tersi… ben de yeterince yaşlandım artık büyümeye ihtiyacım var.
Saygılar hörmetler…
Cesaretin Varsa
Ağustos 20, 2009
Cesaretin Var Mı aşka, türkçesi… Jeux De’fants… Hüseyin bana üniversite ikinci sınıftayken söylemişti bu filmi. Anlatmıştı daha doğrusu yolda.. çok beğenmiştim.. sonra aradan biraz zaman geçti ve defalarca izledim hatta.. o kadar harika bir film ki…
Ben öyle ortalama filmler önermem bak söyleyeyim. Hakikaten izlenmesi gereken, keşfedilmesi gereken filmler…
Filmi anlatışını bile unutmuyorum. kelimeler aklımda yankılanıyor…
Ben sadece kendi söylediklerimi hatırlamıyorum…
Onların iddiası, iddia uğruna 10 yıl görüşmemeleri… Birbirlerini çok sevmelerine rağmen boyun eğmeden oyuna son vermeyi denemeleri… birbirlerine bakışları… yine de vazgeçmemeleri vs…
çok şey var filmde… aşk filmi ama öyle bildğiniz tatlı yutması zor romantik filmlerden değil… Filmin müziği de yukarıda çalıyor… Pek de güzel…
Filmde o sahneler arası geçiş… çekimler, anlatım, hayalgücünün yansıması… o kadar güzel ki..
Tavsiye ederim…
Dosdoğru – Başlık koyma devrem yandı
Ağustos 18, 2009
“Biz nereye gidelim Emir?”
“Urla’ya gidin.. “
“Tamam..”
dedik ve çıktık urla yoluna.. Geç gelen otobüs, yıldırmadı nihayetinde. Saat 3 te ancak yapma imkanı bulduğum kahvaltılık simitimin yarısı elimde otobüse koştum.
Daha önce Urla’ya gitmiştim. ama tabii ilk defa bir yere gidince, dikkatini herşeye vermek zorunda kalıyosun. Yanındaki insan bişeyler anlatıyor, bu arada etrafı tanıtıyor, bu arada güzel şeyler görüyorsun vs.Aklım karışıyor benim bazen… ama tekrar görsem hemen tanıyorum. Görsel hafızam benden bağımsız bir şekilde çalışıyor. Afferim ona…
Otobüse bindim kentkartı bastıktan sonra (!) teyit olsun diye Urla’mı dedim, şoföre de gülümseyerek urla dedi. Ne kadar sevdim adamı bi anda ya… Bu kadar insanlarla uğraştığın bi işte çalışıp hala güler yüzlü olabilmek kolay değil, taktir ister.
Neyse yolda muhabbet koyu, anlatıyorumbirşeyler.. Birden Narlıdere civarında otobüs fren yaptı ve gördüğüm otobüse yeni binen bir kadının geriye doğru yumruk yemiş gibi uçmasıydı ve ardından gelen şiddetli bir çarpma sesi!
Kadın zavallı, hastaydı herhalde ki zaten otobüse bitkin binmiş ben görmedim de kardeşim söyledi. Öyle boş bulunmuş ki o ani frenle fena fırladı. Bayıldı tabi zavallıcık.Herkes seferber oldu hemen, buzlu su tuttular hemen uyandırdılar, hastaneye götürmeye çalıştılar tabi hastane kapalıydı
komedi evet… hem de en trajedisinden…
sonra kadın daha iyi olduğunu eve gidebileceğini söyledi ama herkes sanki kardeşiymiş gibi kadının gözünün içine bakıyordu iyi mi diye… Oradaki insanları da çok sevdim…
Neyse ki konuşuyordu, anlatıyordu bilinçliydi. Felçliymiş.. alkol koklamak istemedi. Neresi felçli ben anlamadım.. kimse anlamadı…
Neyse Urla sahili öyle sakin, öyle sakin… hayatımda bu kadar sakin bi yer görmedim arkadaş… hiç ses yok.. deniz sesi… bitti…
Sahilde otur, gün batımı izle, denize gir… kafanı dinle… insanların orda evi var… bu insanlara nerden miras kalıyo ya da nası biriktirip alıyolar böyle şeyleri anlamıyorum. Bence hayat çok zor… bazılarında akıp gidiyor öylece oluveriyor.. Benim de üniversiteye kadar hep oldu bitti ben anlamadan.. Ama şimdi öyle kolay olmuyor gibi geliyor.
Sahilde balık yedik. Tabii çiğ değil öyle sevmedik, orda pişiyorlarmış
ya işte restorana oturduk neyse..
En köşede bir masa vardı, oraya bir aile gelmiş, çitlembik çitleyen 4-5 kişilik ailelerden bu..Yanlarında böyle muzur bir erkek çocuğu… bağırıyor..
Hey Garsoooon! hey Garsoon! biz bişey almıcaaaaz!!!
Garson bakıyor, durumu anlamaya çalışıyor fekat idrak edemiyor
gidiyor.. aile külahta dondurmasını yemeye devam ediyor. Denizin dibindeki masada… sonra gidiyorlar öylece
Sonra geldik ansızın Burak aradı… çok sevindim.. O kadar kavgadan olanlardan sonra hala arkadaşız. O kadar sinirlendim onu kaç kere sildim, ne msnde ne facebookta eklidir… ama yine de aynı sohbeti kaybetmeyiz. Samimi.. onun bi de böyle vurguları farklı oluyor cümlelerde
burda yazarak da olmaz ki… Neyse o göremediği için blogumu bilmediği için yazabiliyorum böyle yoksa yazmazdım
İyi hissettim kendimi baya… “Sen hiç değişmemişsin… artık sen de değişirsen ben ne yaparım” dedi. Ne değişeceğim işim gücüm yok da…
Lise fotoğraflarıma göre hiç değişmedim. Sadece 6 yaş fark var arada. o kadar.yoksa hiçbirşey yok değişen. Aklım daha berrak sadece. Daha tecrübeliyim… yoksa karakterim değişmedi… ne değişeceğim ki… dAha iyi alternatif getiren mi var? Kaybetmedim ki ben hiç… Üzülmek kaybetmek mi? yoo.. o zaman devam
Yazarken dinlenen müzik : Maroon 5 – Songs About Jane albümü.. şuanda çalan Must Get Out.. tam oldu galiba
Goo Goo G’joob
Ağustos 17, 2009
Sonra diyorsun ki neden bakıyorsun bana… anlaman gerekirdi…
Anlaman gerekirdi, “şuraya mı gitsek, buraya mı gitsek” diye 5.5 saat tartışacağına bir yere karar verip uygulamaya geçmenin insana kazandıracağı şeyleri…
Anlaman gerekirdi, başkalarının çilelerinden geçinerek hikayeler yazmayı, anlatmayı insanların ne kadar sevdiğini… Hergün balık yiyerek, herşeyden bağımsız, kimsesiz bir sahilde yaşayan birini gördüğünde “hayat budur” diyip özenip, ama o hayatı edindiğinde isyan etmeyi ne kadar çok sevdiğini insanların…
Anlaman gerekirdi, yere çöp atan insanlara küfür edip edip, yanında gözlerinin önünde biri yere çöp atmaya yeltendiğinde sesini çıkarmadan izlemeye devam etmendeki trajikomik halleri… Kurtarmayı, örtmeyi değil kınamayı dha çok sevdiğini…
Anlaman gerekirdi, yazar olmanın kolaylığını… bu memlekette orta düzey maaş geliriyle 2 çocuk okutabilmenin yazar iken ne kadar kolay olduğunu.
Anlaman gerekirdi, fikrini beyan etmenin ağırlığını, başkaları fikrini söylerken onları dinlerken hissetmediğini ama sıra sana gelince köşe bucak kaçtığını…
Anlaman gerekirdi, huzursuzluk yaratmanın ne kadar kolay olduğunu, aklına kötü şeyleri getirmenin ne kadar olduğunu…
Neyse… baymak istemiyorum sizi sevgili okurlar.
kendimi uzun zamandır bu kadar iyi hissetmemiştim. Yüzümün sağ tarafındaki kırmızılıkların geçmesinin nedeni de bu olsa gerek. Çünkü huzursuzluk ne zaman başladı o zaman peydah olmuşlardı. Şimdi yoklar… Herhangi bir tedavi de uygulamadım.. Bu iyi haber…
Diğer bir iyi haber ise, dün denize girmiş olmam. Evet ben Ege’liyim doğma büyüme yetişme.. Fakat gelgör kiiii bu yaz daha ancak dün denize girebildim. Böyle denizin içinde öyle parlıyordum ki beyaz beyaz, balıklar kaçtı böyle fosfordan.
Tamam abartmayalım… ama hakkaten otobüslerde dışarılarda yandık yani… Dün Taytay’a dedim noldu canın mı sıkıldı diye.. 2 sene önce yazlıktaydık işte ozamanlar… onun anısına hadi denize gidelim dicektim ayrıca ama her ikimizinde içi gider diye demedim. Ertesi gün o da “kalk hadi denize gidiyoz” dedi. Ben böyle bir sevinç bir havalara uçma hali falan…
Haftaya da gidicez yazlığa oh… artık bize de gülecek günler geldi. Denizden çıkarsam… görürsünüz bak…
Ama özleyeceğim şeyler olacak… ölür müyüm dersiniz…
Hırsız mı
Ağustos 11, 2009
Hayatımda ilk defa hırsızlık olayıyla karşı karşıya kaldım. Kardeşimin soğukkanlılığını buradan büyük bir taktirle kutluyorum.
Işıkların yanık olmasını, evdeki hareketliliği önemsemeden, muhtemelen birazdan nasılsa onları “etkisiz” hale getiririm düşüncesiyle balkondan dalmaya çalışan iki 19 yaşındaki piç hırsızlar, kardeşimin farketmesi durumunda ve eline 2 gün önce aldığım fırçayı yamulturcasına vurması sonucunda kaçmışlardır.
Güvenliğe haber verdikten 15 dk sonra etkili arama başlatılmış, polisler de artık biz göremedik ama bir süre sonra etkili şekilde etrafta dolanmaya başlamışlardır. Kendilerine teşekkürlerimi sunuyorum.
Başım ağrıyor, buradan da “sürekli aşk sözcükleri görüyorum” diyen başta Serdar olmak üzere herkese selam ederim. Ahanda değişik konu buyur.
Ayrıca yakışıklı polis efendimizin nazik ve yakın ilgili tavırları, kendisi hakkında ayrıntıı bilgi vermesi ve benim hakkımda da ayrıntılı bilgi edinmeye çalışması üstelik sol elini nedense cebinden çıkarmamaya özen göstermesi gözlerimizden kaçmamıştır. Eee.. olcak o kadar
Ey bu yazıyı okuyan ahali. Eğer ailemden birilerini tanıyorsan ve bağlantın varsa söyleme onlara. Yoksa annem ve babam kafayı yerler orada geceleri uyuyamazlar. Üzülürler çok. Biz hallederiz gerisini artık bişe olmaz o kadar. Tamam mı… söylemeyin. Söz mü?
6 kelime
Ağustos 10, 2009
Born Tuesday, Married Wednesday, Loved Friday – David Walden
(Salı doğdu, Çarşamba Evlendi, Cuma Aşık Oldu)
6 kelimede ne kadar şey anlatabilirsiniz?
SMS dünyası genişledikçe ve kontörler pahalılaştıkça, paranız da azaldıkça 160 karakterde dünyaları anlatmak konusunda uzmanlaştığınızı biliyoruz
Peki ya 6 kelime? 6 kelimeyle roman yazabilir miydiniz?
Başkaları yazmış. Bu akım yeni başlamamış tabii ki. Bir iddia sonucu gelişen bu sanat da insanların fast food gibi roman tüketmelerini sağlamış. Öyle bir 6 kelime seçiyorsunuz ki gerisini anlatmanıza gerek kalmıyor. Öncesini şimdisinive sonrasını tahmin edebiliyorsunuz. Bir süre gelen suskunluk, idrak hali ve gülümseme ya da donakalma hali.
Gerçekten etkileyici bir sonuç.
Yukarıda yazdığım bir örnekti mesela. Siz de deneyin bakalım. 6 kelimeyle neleri ifade edebilirsiniz.
Diğer romanlar bu linkte : http://www.sixwordstories.net
İngilizce’sinin yetersiz olduğunu düşünenler için www.seslisozluk.com hizmetinizde.















