Akşam Gözü
Mayıs 28, 2009
Blogumu ilk açtığımda kendime ait olan parçalardan eklemek istedim sayfama. Patch work gibi olsun bütünü beni anlatsın istedim. Ama neyi seçeceğime tam olarak karar veremedim. Örneğin sinema… en sevdiğim film.. yani ıssız bir odaya düşsem, dividi player a takacağım tek film ne olurdu?
Leon.. ilk aklıma hep o geliyor. Neden beni o kadar etkiledi bilmiyorum. (bence de şu ‘bilmiyorum’ cümlesinin yan anlamlarını açıklayan bir sözlük olmalı) O film beni derinden etkiledi, bunu çözmek zaman alacak. Ama tespit ettiğim bir gerçek var o da kızın tutkusu.
İnsan genç yaşta daha fevri oluyor, daha yürekli. Herşeye meydan okuyor. Belki yorulmadığı için, yılmadığı için. Taze bir heyecana sahip olduğu için. Küçük yaştaki birinin heveslerini küçük saymamak gerek. Aslında onlar o kadar ateşli ki.. Her an patlayabilir, her an büyük şeylere sebep olabilir. Gözü karadır. Yeter ki küçük aklına girsin… Silahı alıp oraya buraya ateş etmesi, aşkını tarif etmesi, gözü karalığı, canı burnunda olması, tutkulu olması… her biri.. ve Leon’un son atışı… zekiliği…
Neyse… ama blogta gördüğünüz gibi o filmin afişi yok. Onun yerine A Perfect World’un afişinin resmi var. Neden?
Kusursuz dünya, benim içimdeki bir dünyaya hitap ediyor o yüzden… Bir de başlangıç sahnesinde (yukarıda gördüğünüz kare) öyle bir çekim yapmışlar ki… Bu dünyayı bırakmak istiyorsunuz öylece.. Öylece durup dünyayı izlemek gibi.. çimlerin sesini dinlemek, rüzgarı tatmak gibi.. artık öncesi yok, ilerisi de yok.. sadece o an var. Zaten filmde arabada da çocuğa böyle birşey anlatıyordu. Huzuru yakalamıştı..
ve insan bir şekilde suçlu olsa bile yürekli, iyi biri olabilirdi. Bir iç dünyası, anlatacakları olmalıydı. Bunları anlattı benim yakışıklı Kevin Costner’ım…
Yakın çevrem bilir hayranlığımı. Bodyguard filmini altyazı eksikliği nedeniyle ingilizce olarak izlemiştik kuzenimle. Zaten baya da zor izlemiştim filmi… Çünkü çok kıskanmıştım. üstelik en sonn da ayrılmalarına da dayanamamıştım öyle bir çelişki… Her neyse izleyemiyorum adamın filmlerini. Şimdi çocuğu da var… adam hiç yaşlanmıyor, yaşlansa bile hiçbir etkisi değişmiyor anlamadım gitti… bazı insanlar gerçekten kusursuz yaratılıyor.
Belki de kaba bir insandır, sevdiği kişiye kaba davranıyordur ve bu onun karizmasının, yakışıklılığının ve karakterinin yerle bir olmasına neden olurdu… En iyisi onu yakından tanımamak. Öylece kal tamam mı kevin, ben seni tanımadan daha çok seviyorum =)
Filmde bir sahne daha var benim bayıldığım… Kevin orada bir “Oohh yeah!” diyor ki.. baya bi geriye alıp alıp izlemişimdir. Oradaki ifadesini de zor da olsa kaydedebildim. Read the rest of this entry »
Meyve Şöleni
Mayıs 28, 2009
Aman maşallah, iki gündür pek de iyi besleniyorum. Ben nedense yalnız kalınca kolu kanadı kırılmış bir kuş misali oluyorum. Her ne kadar yalnızlığı sevsem de illa ki bir ortak ararım hayatıma. Yemek yemeyi, güzel şeyleri paylaşmayı ya da kötü de olabilir pek de severim. Kimisi sevmez kendi içinde yaşar. Ben hemen yansıtırım. Buradaki yazımda da yazdığı gibi pek iyi olmadığı zamanlar da olabiliyor.
Neyse, yemek yemekten bahsediyorduk sapmayayım. Yalnız kalınca haliyle bende pek iştah falan da kalmıyor. Aman ne gerek var şimdi tek kendim için yapmayayım şimdi yemek diyorum bırakıyorum. Bazen aklıma bile gelmiyor. Ama çay kesinlikle geliyor aklıma. Çaysız yapamıyorum artık. Gün içinde illa demlenecek.
Şimdi bahar da geldi, böyle biri gelsin, balkonda masayı kuralım keyif yapalım istiyo insan… ya da akşam olusn orda oturalm, hiç işimiz gücümüz olmasın istiyo
Balkon hastasıyım da ben biraz. Eskiden ev arkadaşlarıma çokça kez ısrar ettiğim ve bu keyfi paylaştığım olmuştu. Hatta ikinci evde balkon bildiğin daracık ve uzundu. Oraya o masayı nasıl tıkıştırdım nasıl sandalye çektim, illa oturcam oraya.. hatırlar hatırlar şaşarım…
Biri olmayınca da bunu yapamıyosun tamam arada gelenler oluyor tabii ama her zaman bunu paylaşmak mümkün olmuyor. Ben tabii evde böyle kuruyup gidiyorum…
Ama artık buna bir dur dedim ve kendi düzenimi oturtmaya karar verdim.
Öncelikle sağlıklı beslenmekten başladım ve bir sürü meyve aldım. Sebze aldım canım istesin diye.. Artık yapıyorum. Kahvaltı yapıyorum. Bir de hayırdır inşallah erken kalkıyorum. Ben diyeyim 8 sen de 7
Meyve alırken de iyice farkettim ki ben elma sevmiyorum arkadaşım. Ne bileyim hiç canım da istemiyor. Ye desen belki birkaç dilim yerim ama bayıyor beni, ne bileyim sevmiyorum.Sevdiğim meyveleri sıralayayım mı baştan sona?
1- Muz :
Sürekli yesem hiç bıkmam, usanmam da.. bence uluslararası bir meyve bu. Her ırktan her insan sevebilir bence muzu. ne ekşi ne çok tatlı.. Kremşantinin içine atıp, fındık parçacıklarıyla süslerseniz, (kremşanti yerine dondurma da olabilir) çok güzel oluyor.
2- Kiraz :
Bu da ye ye bıkma meyvelerimden biri. Küçükken kulağıma küpe şeklinde yapılmış kirazlı fotoğraflarım var. Çok komik ! çok severim çok..
3- Çilek :
Fazla yiyemem ama.. biraz mayhoşumsuluk var ama aroması, tatlılar üzerindeki etkisi dayanılmaz olabilir evet.. Bir de kadınlık hormonunu artırıcı etkisi var biliyosunuzdur. Bilmiyosanız da artık biliyosunuz.
Bi ailede hatta, çilek festivali döneminde çocuklar baya bi çilek yemişler. sonra 5 yaşında kızın göğüsleri büyümeye başlamış vs. baya olgunlaşmış. Hastaneye gittiklerinde doktor ne yedi bunlar demiş öyle işte..Fazlası pek faydalı olmaz. Artık onlar da ne kadar yediyse… Read the rest of this entry »
Vikipedi – Okuz Hamsi Salak Emre
Mayıs 28, 2009
Geçen gün kedice, veritabanı da neyin nesi diye sorunca, ona faydalı olur diye vikipedi den bir kaynak göndereyim dedim. Kendimi Türk yazarlara emanet ettim fakat gel gör ki bu yazar arkadaşım isyanlardaymış.
Onun yazıyı yazarkenki halini hayal edebiliyorm böyle, dudaklarını büzmüş sinirden gözler kısılmış falan
isyanım sensiz geçen güneee.. nınınırrrııı
okuz hamsi ne yaa.. türkçe karakter sorunu olmasın diye de dikkat etmiş yazarkene
buyrun burdan yakın —————–>>>> http://tr.wikipedia.org/wiki/Veri_taban%C4%B1


















