Evimizdeki Teknoloji – 1
Mayıs 12, 2009
Bilgisayar konusunda hala halledemediğimiz konular olduğunu düşünüyorum, halk olarak… Göçebelik bilincini çıkarıp, yerine teknolojiye ayakuydurma bilincini yerleştirmeye çalışınca bazı sorunlar ortaya çıkıyor herhalde. Bilim adamlarımız var elbette gidip ilüstrasyonlarını okullarımızın girişlerine yapıştırıyoruz, onlar genelde Osman Gazi’den sonra geliyorlar ama yine de tek büyüklerimiz savaşçı değil imajı vermeyi başarıyoruz bir nevi. Her ne kadar ilk robot yapma girişimleri de Anadolu’dan çıkmış olsa da teknolojiye ayak uydurma konusunda hala sıkıntılarımız var. Bu arada ilk robot çalışmalarını yapan kişi El Cezeri’dir. En kısa ismi bu. Kaynak suyu da burada.
Geowyns geçen günlerde kendisini arama motorlarından bulan kişilerin hangi anahtar kelimeleri (ya da hangi kilit kelimeleri mi demeliyim) kullandıklarını, biraz alaycı biraz dehşet, biraz hayret içinde yayınlamıştı.

Google Sorunsalı : Google artık aileden biri. Kanımız canımız. Ben ondan başka hiçbir arama motorunu kesinlikle kullanmam. Ama Google’ı kullanmayı bilmeyen yüzbinlerce kişi var hala. Geowyns’in yazısını okursanız zaten anlıcaksınız ne demek istediğimi. Misal vereyim, Jane Eyre’nin kitabının ingilizce özetini isteyen bir şahıs aynen şöyle yazmış :
jane eyre kitabının ingilizce özetini bulamadım ingilizce özetini istiyorum
Adam derdini açıklamış google’a. Google’ı böyle her sorduğuna cevap veren bişey sanıyorlar ya. Hayır, tanımda bir kusur var. Google her sorduğuna cevap veren değil, aradıklarına en yakın hatta çoğu kez nokta atışı cevaplar bulan bir arama motorudur. Anahtar kelimelerle çalışır doğru.
1- Google’da arama yaparken yukarıdaki örnek için konuşacak olursak, jane eyre ingilizce özet, ya da bunun ingilizcesini kullanmalısın.
Kelimenin yanına getireceğin her gereksiz ek senin bulmanı zorlaştıracak, başka bir işe yaramayacak. İstiyor olduğunu niye yazıyosun ki, istediğini yazacaksın.
Mesela başka örnek kullanalım. Simetri diye bir kitap arıyorsun. Yazarını bilmiyorsun. Nasıl arayacaksın?
a) Simetri ile ilgili bir kitap gördüm. Onun yazarının ismi
b) Simetri kitabının yazarının ismi
c) Simetri diye bir kitabın yazarının ismini bulamıyorum.
d) Simetri diye birşey yok herşey yalan!
Cevap E şıkkı tabii ki. Simetri Kitap Yazar kelimelerini kullanırsanız, Google daha kolay bulacaktır. DAha iyi yönlendrimek yapacaktır. Neden? Aradığınız sitede “yazarı” kelimesi var diyelim. Siz “yazarının” kelimesini kullandınız B şıkkında. Sitedeki “yazarı” sözcüğünün içinde “yazarının” var mı? yok! “nın” eki eksik. Ama E deki gibi yazar kelimesini kullanırsanız her türlü kombinasyonda “yazar” kelimesinin geçmesi daha bulunabilirdir.
Bir de web sayfalarının adreslerini bildikleri halde google’dan aramak gibi bir alışkanlık var.
Mesela çok kez şahit oldum ben de arkadaşım da anlattı, ondan örnek vereyim.
Bir söz konusu oluyor ve web sayfasının adını söylemek durumunda kalıyorsunuz. Read the rest of this entry »
What Dreams May Come
Mayıs 12, 2009
Benim bir suçum yok… dönem dönem olur böyle, vasat hale gelmem merak etmeyin (:
Bazen güzel bir dünya tasviri yapmak gelmez mi insanın içinden? Ben bunu yaparken ne suyun rengini değiştirdim ne de yaprağın. HErşey olduğu gibi güzeldi, sadece şeffaftı herkesin içi… hepsi bu.
Kimse kendisinden korkmuyordu, düşündüklerinden ve yapıyor olduklarından… kendisinin bildiği şeyi başkasına itiraf etmekten niye çekinirdi ki insan?
Ölüm, cennet, cehennem, ölümsüz aşk, benim ancak filmlerden edinebileceğim, filmlerden görüp de tasvir edeceğim şeyler olabilir. Ne ölen eşinin ardından ancak 2 gün dayanabilen ve bunu hisseden anneannem tam kesin tanıyı koyabilir ölümsüz aşk’ta ne de başka birşey…
Ama var… hepsinde bir mücadele, bir sınama var. Sınamadan geçmeyen aşk pek kabul edilebilir değil galiba dünyada. Acı çekmeden edinilen güzzellik hakedilmiş bir ödül sayılmıyor ilk insandan beri.
Allah da kullarını dünya gibi bir güzellikle sınamıyor mu zaten? Aynı temel kural..
İşte böyle genel konularda sadece kendi hislerinle sadece başkalarının yaşadıklarıyla yorumlar yapıp barajlar çekmek, böyle olmalı demek artık midemi bulandırıyor benim… Çünkü her böyle olmalı dediğinde, ve öyle oluyormuş gibi geldiğinde, ya rol icabı oluyor ve film 3 saatte bitiyor, gerisine şahit olamıyoruz… Ya da kendimiz yaşıyoruz ve gerçekler hiç de öyle olmuyor. İnsanlar zoru sevmiyor bu bir gerçek… nefislerine hakim olmakta çok güçlük çekiyor bu da gerçek… mükemmel hiç değiller bu da apayrı bir gerçek. Bu durumda çok değişken varken nasıl tarif konulabilir ki bilmiyorum…
Ama hala bir aşk hikayesi duyduğumuzda, izleidğimizde zorluk derecesine göre duygulanıyoruz. elimizde değil, istiyoruz da…
Şimdi cenneti cehennemi görmedik. Gördüklerimiz kendi hayalgücümüze sığanlar.. isteklerimiz, hayalimizin erişemeyeceğini düşündüğümüz hayaller… güzellikler, ya d kendi karanlıklarımız. Bedenimizin ve ruhumuzun umudunu tamamen yitirdiği karanlık noktalar.. Tüm bildiğimiz bu…
ben de bunlar üzerine pek konuşulmasını sevmem… ama bir film var.. yine de çok ama çok sevdiğim.
Robin Williams’ın benim psikoloğum olduğunu söylemiştim. Adamı görünce hayata bağlanıyorum gibi oluyor. Öyle pozitif bir hali var ki..
What Dreams May Come… filmimizin adı bu.. Türkçe’si Aşkın Gücü…
İzlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum. Çok yumuşak, sıcak, heyecanlı, aşklı, tutkulu bir film… aptal romantik değil…
Filmde R. Williams, eşi intihar eden birini oynuyor.
Aşk öyle varınız yoğunuz değil ama yaşıyorsanız ya da hissediyorsanız hakkıyla yapın bari ki buna değsin.
Biri sizi sevdiğini söylediğinde ona sınamalar koymaya da kalkmayın. yanlış olur…
Sizin için dağları aşmaz, size zarar veren herşeyi öldürmez, saçınızın teli düştü diye dünyayı yakmaz, size kul köle olmaz, bu filmdeki gibi sizi cehennemin dibinden çıkarmaz…
Ama çok sever, bir kere de olsa iyi yapamadığı birşeyi sizin için yapar..
Size destek olur, gözünüzün içine bakar…
Sizi incitmez, ihtiyaçlarınıza kulak verir, düşünür…
Siz rock dinlerken o opera dinler belki ama siz farketmeden ortadan kaybolan dağınık eşyalarınızı meğer o toplamıştır…
Belki sizi hiç önemsemiyor gibi görünür ama sizin yok olmanız düşüncesi aynı ölüm gibi bilinçaltına itilmiştir duygunun vereceği zarardan ötürü…
Zor günlerde beraber mücadele edersiniz…
İnsan yapamayacağı şeyler de olsa böyle güzellikleri ideal olarak almalıdır en azından. O zaman herşey daha güzel olur.. salıverilmiş olmaz öylece…
Aşk genç yaşlarda daha tepkili yaşanan bir duygudur. Sonra yoğunluğu artar ve ağırlaşarak dibe çöker. Dökülmesi zorlaşır.. çok güzedir ve çilesi çekildiğinde bile hayatın sonu yaşamaya hakikaten değerdir.















