Mecburen Mecburiyetten

Mayıs 7, 2009

 

MFÖ

MFÖ

 

 

Yazzkızım‘ın da dediği gibi, bu şarkı hiç yanımızdan ayrılmadı ki… öyle bir şarkı yaptılar ki, Ali Desidero desem de siz ister istemez bu iki kelimeyi melodisiyle okuyacaksınız. Tabii bizdenseniz (: 90lar ve sonrasında doğanlar aynı hisleri paylaşırlar mı bilemiyiciğim.. 

Ne zmana zorla uyansam, ne zaman zorla bişey yapsam, ne zaman birşeyi mecbur olduğum için yapsam, mecburen mecburiyetten parçası çalaar gelir uzaktan… 

Asla vazgeçemem MFÖ’den… Öyle kalıcı ki şarkıları, bir grubun, Read the rest of this entry »

Moby Günü Seçmeleri

Mayıs 7, 2009

 

Moby

Moby

 

 

Bugün Moby’e benzeyen çocuğun hatırına moby e değinmek istedim. 

Porcelain parçası küçük ve karanlık bbir odanın balkon kapısından dışarıya bakarken dinlediğiniz taktirde dışarıdaki dünyanın içine doğru genişlediği hissini verir. (İçine doğru genişlemek, şuanda tarihe geçmiş bir ifadedir. Buna ilk defa şahit olduğunuz için şanslısınız)

Tell me the truth you never wanted me, tell me… 

derken vücudun ritmik olarak eşlik etmemesi pek mümkün olmamakla beraber, yüzündeki ifade de değişir.

Eğer yolda dinliyorsanız, kulaklığı taktığınızda dış dünyaya dair tüm seslerden kendinizi izole edip farkında olmadan porcelain parçasına dönüştüğünüz sıralarda kulaklığı çıkarmanız pek tavsiye edilmez. Şimdi burada sesli olarak taklidini yapmak isterdim ama, önümüzdeki 1 hafta boyunca bununla eğleneceğinizi, ve bundan sonra yazacağım çoğu yazıları mutluluğun mutlak formülünü versem de pek takmayacağınız göz önüne alarak bu fikrimden vazgeçiyorum.

Kulaklığı çıkardığınızda araba sesleri, insan sesleri, yaratık gibi beyninize işliyormuş gibi olacak ve bambaşka bir boyutta hissettiğiniz o dünya “hüseeeenn gitme demedim mi sana oruyaaa… ” yada “aloooo! sesin gelmiyo alloooooo! şerafettiiin” şeklinde konuşan insanların balkabağına dönüşecek ve büyük bir hayalkırıklığı yaşayacaksınız.

Vay be nası bi şarkıymış bu böyle, evet öyle bi şarkı… Aferin ona…

How i met your mother da Moby’i de bölüme kattıklarını düşünmüştüm ve kendisinin yüzünü tam olarak bilmesem de genel tipini bilerek bir yargı geliştirmiştim. “Ohaaa… moby de getirmişler” demiştim ve sonunda o moby tipinde bir serseri çıkmıştı. Moby benim için kel ve gözlüklü bi insandı. Bi de kulağı iyi olan… (öyle derler ya müzik yeteneği olanlara, senin kulağın var, evet vaar, kulak önemli, kulak olcak abi, kulağı iyi olmalı, olmalı) 

Ama bakın ne kadar kolay tanıncak bi insan…

Read the rest of this entry »

İzmir’de Bir Gün

Mayıs 7, 2009

 

The Chosen Tree

The Chosen Tree

Sarışın, güzel bir kız, en erken yarım saatte bir geçen belediye otobüsüne dik yokuşlu yolu zorla koşarak ancak yetişebildi. Öylece önünden geçip giden otobüs şoförüne öyle kızmıştı ki, nefes nefese kalmasa herhalde 10 dk daha tartışırdı. Havanın güzelliğinden midir nedir, herkes o kadar barış doluydu ki, bundan etkilenmemek mümkün değildi. Normalde, olaya mutlaka müdahale eden birileri çıkardı.

 

Bu arada kentkartımı geçirmek istedim ve kızın tartışmasına benim “BAKİYENiZ YETERSİZ” diye bağıran kadının sesi karışmıştı. Bozuk para çıkarmaya çalışırken, Moby’ye benzeyen bir genç “Hiç gerek yok, benim kentkartımda var, öğrenci değil mi?” dedi. Benden daha çok ısrar etti ve hiç tanımadığı halde benim için kentkartını kullandı. gülümseyerek teşekkür ettim.

Kız pek destek göremeyince ve hayli dikkat çekince, sinirli olduğu için sinirini duygusallığa çevirerek yandaş bulmaya çalıştı. “Astımım var benim, ölseydim sizin yüzünüzden ölecektim” dedi. Şoför tek kelime dahi etmedi. Şoförün tam arkasında oturuyordum ve şoförle aramızdaki genelde reklam yapıştırmak için kullanılan cam boştu, arkadaki insanları camın yansımasından görebiliyordum. 

Genç kız nefes almakta güçlük çekiyor “gibiydi” ve yan taraftaki biri bebek iki tane çocuğu olan kadın iyi misin, nefes alamıyor musun? diye sordu ve kıza kolonyalı mendil verdi. “Al güzelim, bunu kullan, içine çek rahatlarsın. “

Sıcak bir sohbete başladılar, öyle ki konu evlenmeye kadar geldi. 

 Tesadüf ki aynı yöne gideceklermiş. Kız bu sıcaklığın karşısında minnet hissetmiş olacak ki inerken kadına eşyalarını taşımada yardım etmek istedi. gülümseyerek indiler otobüsten. Read the rest of this entry »

Çıldırar Saat

Mayıs 7, 2009

 

Çalar Saat

Çalar Saat

Ne cep telefonu alarmı, ne de yeni çıkan şu didit didit diye öten çalar saatler… Hiç biri, ama hiç biri bu kurmalı ZRrrrrrr diye öten saatlerin yerini alamaz! Öyle bir kalktım ki, ne noluyor diye, feleğim şaştı… ben ki cep telefonumu kendi otantik sesiyle uyanan bir insandım, böyle sakiinn.. panik olmadan… telaşsız… Onların etrafını böyle silikonlu yapsalar, hani duvara çarptığında kırılmaması açısından. Öyle bir yapcaksın ki çarpınca o geri gelicek sana çarpcak bumerang gibi… Nasıl ama? Allahım zihnim bazen öylesine açık oluyor ki… Read the rest of this entry »