Okudum da – I

Mayıs 31, 2009

Vedalaşma anları çok gariptir.. buna değinmeden edemezdim. Ne zamandır hep aklıma gelirdi ama saolsun sinecan hatırlattı bana. Onun olaylara bakışını çok seviyorum. Böyle bazı anlar olur, ve o anlar hep olur sen farkedersin durumu ama bir tek sen farkedersin. ve onu dile getirmek saçma olabilir, empati kuramayabilir kimse… ya da başka bi zamanda dile getirsen herkes çok katılamayabilir, ortada kalırsın terkedilmiş yavrucak gibi…

Neyse ki o da farketti de beni bu farketmişlğin yalnızlığından çekti kurtardı :)

Arkadaşlarlarınla buluşursun gezersin eğlenirsin.. vakti doldurursun… sonra bir otobüse binip evlere dağılma anı yaklaşır. O anlarda insan bi gerilir… hele ki gidecek olan kişi…

Mesela geçen otobüsteyiz, 4 kişiyiz.. benim inmem gerekiyordu, durağa yaklaştık, tam da orada kırmızı ışık yandı ve otobüs duruyor. Zamanı ayarlayamıyosun tabi, hemen öptük vedalaştık artık söylenecek sözler de tükendi, dilekler söylendi yani artık geri dönüşü yok ve o otobüs durağa bir türlü yanaşmaz inemezsin otobüsten. Tam iki vedalaşma süresince beklersin böyle.. durağa bakmaya başlar boyunlar uzar böyle etrafa bakarsın.. gülümseme vardır yüzde ve o veda sahnesinin etkisi geçmeye başlamıştır…

Artık o anda sinecan patlatır, gergin bekleyiş başladı diye.. :D saolsun bu durumu dile getiren kişi oldu.

Vedalaşmanın tesir süresini hesaplamak gibi bir teorim var benim. Çünkü mesela ben otobüse binip bi yerden ayrılcaksam “hadi telaş olmasın gel öpiyim, hoşçakal” derim öperim… otobüs gelmez ya da daha kötüsü o otobüs beklenen otobüs deildir… Böyle bi 20 dk daha beklersin. E şimdi vedalaştık tekrar vedalaşmıyım desen de olmaz.. arada kalırsın “e hadi gel bi da öpiyim” dersin.. bazen bu sürer gider… Read the rest of this entry »

Çocuklar Gibi =)

Mayıs 31, 2009

Bugün aklımda bu şarkıyla uyandım.. Güzel bir sohbetle uyuduğum için herhalde, gülümseyerek kalktım. :) O yüzden bu naif şarkıyı sizinle paylaşmak istedim. Emrah’a armağanım olsun bu şarkı… ince tınılı piyano sesini çok seversin değil mi… bak ben de seni biliyorum :) enjoy it..

Çim Keyfi

Mayıs 31, 2009

Sallan Yuvarlan Bana

Sallan Yuvarlan Bana

Ne güzel yuvarlanıyordu öyle çocuklar, çimlerin üzerinde.. Bir de tam meyil vardı ki doyamadılar çıkıp tekrar yuvarlanmaya. Hep hayalimde olmuştu böyle yapmak..

Onlara katılsamıydım acaba?

Hayat kısa ne de olsa.. hazır içimde kuşlar da cıvıldıyorken yeniden =)

Bu başlık bir zamanlar bana armağan edilen sade bir çerçevenin içindeki olağanüstü fotoğrafın altına iliştirilmişti.

Bu şarkının uzun süre Lionel Richie’ye ait olduğunu, uzun süre onun söylediğini düşünmüştüm. Bir gün arabada giderken, bu şarkı çalmaya başladı ve ben o gün bunu Kenny Rogers’ın söyledğini öğrenmiştim.

Geçenlerde İletişim Kitabevi’nde albümlere bakarken Lionel Richie’nin beyaz bir albümünde bu Lady parçasının yer aldığını gördüm. Yanılmamışım.. ikisi de söylüyormuş bu parçayı.

Şarkı, hele ki sözler olağanüstü.. eğer kalbinizde anahtar noktalar varsa o noktalara tek tek değiyor bu notalar..sözler..

Lady, Im your knight in shining armor and I love you
You have made me what I am and I am yours /* as you told me */
My love, theres so many ways I want to say I love you /* as you told me */
Let me hold you in my arms forever more

You have gone and made me such a fool
Im so lost in your love
And oh, we belong together /* as you told me */
Wont you believe in my song? Read the rest of this entry »

Benim Olsun mu?

Mayıs 30, 2009

..

..

..

..

..

..

..

..

Niye bunları kullanamıyoruz? Kullanabilmeliyiz bence .. hatta kullanabilmeliyim.. evet ben…

Fransız Fotoğrafçı Michel Tcherevkoff ‘un ayakkabı tasarımları. Tasarımlarını bir arada topladığı kitabı da satın almak isterseniz burada mevcut.

Kendisini almak istiyorsanız da zaten vermem..

Haberdar olma : Bigumigu

Lölölöç Defteri :)

Mayıs 29, 2009

Kuzenime yaptım herhalde kokmuş olacak ki Geowyns‘imin de canı çekti. Sinecan’ı kıracağıma ben de kafamı kırarım dedim bi tane daha yaptırıttırıverdim.

İişşşallah beğenir, dinimiz amin…

Lölölöç Defteri :D

Lölölöç Defteri :D

Kuzenkuzi – Defter

Mayıs 29, 2009

Aklıma geldi, ben de böyle bişreyler tasarlayayım dedim =)

Kuzen daha görmedi ama beğenir mi bilmem artık ;)

(kuzen beğen ve beni rezil etme temaam miii? )

Kuzen Defteri =)

Kuzen Defteri =)

Akşam Gözü

Mayıs 28, 2009

A Perfect World - Jenerik

A Perfect World - Jenerik

Blogumu ilk açtığımda kendime ait olan parçalardan eklemek istedim sayfama. Patch work gibi olsun bütünü beni anlatsın istedim. Ama neyi seçeceğime tam olarak karar veremedim. Örneğin sinema… en sevdiğim film.. yani ıssız bir odaya düşsem, dividi player a takacağım tek film ne olurdu?

Leon.. ilk aklıma hep o geliyor. Neden beni o kadar etkiledi bilmiyorum. (bence de şu ‘bilmiyorum’ cümlesinin yan anlamlarını açıklayan bir sözlük olmalı) O film beni derinden etkiledi, bunu çözmek zaman alacak. Ama tespit ettiğim bir gerçek var o da kızın tutkusu.

İnsan genç yaşta daha fevri oluyor, daha yürekli. Herşeye meydan okuyor. Belki yorulmadığı için, yılmadığı için. Taze bir heyecana sahip olduğu için. Küçük yaştaki birinin heveslerini küçük saymamak gerek. Aslında onlar o kadar ateşli ki.. Her an patlayabilir, her an büyük şeylere sebep olabilir. Gözü karadır. Yeter ki küçük aklına girsin… Silahı alıp oraya buraya ateş etmesi, aşkını tarif etmesi, gözü karalığı, canı burnunda olması, tutkulu olması… her biri.. ve Leon’un son atışı… zekiliği…

Neyse… ama blogta gördüğünüz gibi o filmin afişi yok. Onun yerine A Perfect World’un afişinin resmi var. Neden?

Kusursuz dünya, benim içimdeki bir dünyaya hitap ediyor o yüzden… Bir de başlangıç sahnesinde (yukarıda gördüğünüz kare)  öyle bir çekim yapmışlar ki… Bu dünyayı bırakmak istiyorsunuz öylece.. Öylece durup dünyayı izlemek gibi.. çimlerin sesini dinlemek, rüzgarı tatmak gibi.. artık öncesi yok, ilerisi de yok.. sadece o an var. Zaten filmde arabada da çocuğa böyle birşey anlatıyordu. Huzuru yakalamıştı..

ve insan bir şekilde suçlu olsa bile yürekli, iyi biri olabilirdi. Bir iç dünyası, anlatacakları olmalıydı. Bunları anlattı benim yakışıklı Kevin Costner’ım…

Yakın çevrem bilir hayranlığımı. Bodyguard filmini altyazı eksikliği nedeniyle ingilizce olarak izlemiştik kuzenimle. Zaten baya da zor izlemiştim filmi… Çünkü çok kıskanmıştım. üstelik en sonn da ayrılmalarına da dayanamamıştım öyle bir çelişki… Her neyse izleyemiyorum adamın filmlerini. Şimdi çocuğu da var… adam hiç yaşlanmıyor, yaşlansa bile hiçbir etkisi değişmiyor anlamadım gitti… bazı insanlar gerçekten kusursuz yaratılıyor.

Belki de kaba bir insandır, sevdiği kişiye kaba davranıyordur ve bu onun karizmasının, yakışıklılığının ve karakterinin yerle bir olmasına neden olurdu… En iyisi onu yakından tanımamak. Öylece kal tamam mı kevin, ben seni tanımadan daha çok seviyorum =)

Filmde bir sahne daha var benim bayıldığım… Kevin orada bir “Oohh yeah!” diyor ki.. baya bi geriye alıp alıp izlemişimdir. Oradaki ifadesini de zor da olsa kaydedebildim. Read the rest of this entry »

Meyve Şöleni

Mayıs 28, 2009

Aman maşallah, iki gündür pek de iyi besleniyorum. Ben nedense yalnız kalınca kolu kanadı kırılmış bir kuş misali oluyorum. Her ne kadar yalnızlığı sevsem de illa ki bir ortak ararım hayatıma. Yemek yemeyi, güzel şeyleri paylaşmayı ya da kötü de olabilir pek de severim. Kimisi sevmez kendi içinde yaşar. Ben hemen yansıtırım. Buradaki yazımda da yazdığı gibi pek iyi olmadığı zamanlar da olabiliyor.

Neyse, yemek yemekten bahsediyorduk sapmayayım. Yalnız kalınca haliyle bende pek iştah falan da kalmıyor. Aman ne gerek var şimdi tek kendim için yapmayayım şimdi yemek diyorum bırakıyorum. Bazen aklıma bile gelmiyor. Ama çay kesinlikle geliyor aklıma. Çaysız yapamıyorum artık. Gün içinde illa demlenecek.

Şimdi bahar da geldi, böyle biri gelsin, balkonda masayı kuralım keyif yapalım istiyo insan… ya da akşam olusn orda oturalm, hiç işimiz gücümüz olmasın istiyo :D Balkon hastasıyım da ben biraz. Eskiden ev arkadaşlarıma çokça kez  ısrar ettiğim ve bu keyfi paylaştığım olmuştu. Hatta ikinci evde balkon bildiğin daracık ve uzundu. Oraya o masayı nasıl tıkıştırdım nasıl sandalye çektim, illa oturcam oraya.. hatırlar hatırlar şaşarım…

Biri olmayınca da bunu yapamıyosun tamam arada gelenler oluyor tabii ama her zaman bunu paylaşmak mümkün olmuyor. Ben tabii evde böyle kuruyup gidiyorum…

Ama artık buna bir dur dedim ve kendi düzenimi oturtmaya karar verdim.

Meyveler

Meyveler

Öncelikle sağlıklı beslenmekten başladım ve bir sürü meyve aldım. Sebze aldım canım istesin diye.. Artık yapıyorum. Kahvaltı yapıyorum. Bir de hayırdır inşallah erken kalkıyorum. Ben diyeyim 8 sen de 7 :D

Meyve alırken de iyice farkettim ki ben elma sevmiyorum arkadaşım. Ne bileyim hiç canım da istemiyor. Ye desen belki birkaç dilim yerim ama bayıyor beni, ne bileyim sevmiyorum.Sevdiğim meyveleri sıralayayım mı baştan sona?

1- Muz :

Sürekli yesem hiç bıkmam, usanmam da.. bence uluslararası bir meyve bu. Her ırktan her insan sevebilir bence muzu. ne ekşi ne çok tatlı.. Kremşantinin içine atıp, fındık parçacıklarıyla süslerseniz, (kremşanti yerine dondurma da olabilir) çok güzel oluyor.

2- Kiraz :

Bu da ye ye bıkma meyvelerimden biri. Küçükken kulağıma küpe şeklinde yapılmış kirazlı fotoğraflarım var. Çok komik ! çok severim çok..

3- Çilek :

Fazla yiyemem ama.. biraz mayhoşumsuluk var ama aroması, tatlılar üzerindeki etkisi dayanılmaz olabilir evet.. Bir de kadınlık hormonunu artırıcı etkisi var biliyosunuzdur. Bilmiyosanız da artık biliyosunuz.

Bi ailede hatta, çilek festivali döneminde çocuklar baya bi çilek yemişler. sonra 5 yaşında kızın göğüsleri büyümeye başlamış vs. baya olgunlaşmış. Hastaneye gittiklerinde doktor ne yedi bunlar demiş öyle işte..Fazlası pek faydalı olmaz. Artık onlar da ne kadar yediyse… Read the rest of this entry »