10 Jenerik Harikaları – 1
Nisan 30, 2009
Film tamam ama jenerik başka bir hikaye…
Bazı jenerikler insanı filme hazırlar. Enerji olarak, bilinç olarak, farkındalık olarak. Tamam film izlemeye heves ederiz de, filmin o ağırlığına hemen erişemeyiz, o enerjisine. Biraz adrenalin, biraz gülümseme, biraz nolii burda bakışı atar ve farkında olmadan film hakkında işaretler vermiştr aslında. Sonra tekrar izlemeye kalktığında, haa evet vay anasını ne güzel yapmış diye sesler çıkarabiliriz.
En sevdiğim… Şimdi hem kapılıp gittiğim hem de farkında olduğum liste geliyor efem…
1- The Last Emperor
Jenerik sıralamama Son İmparatorla başlamak istedim, diğerlerini izlediğinizde buna dönmek için enerjiniz biraz fazla yüksek olacak çünkü
. Klasiklerden olan bu filmin, garip bir doğası var. Ağır ama işleyen bir doğası. İlk izlediğimde o kadar etkilenmemiştim ama ikinci izlediğimde, jenerik daha etkili oldu. Müziğin teması, gerçekten etkileyici…
Buradan izleyebilirsiniz;
link :http://www.youtube.com/watch?v=LEUuHA0wASM
2- Catch Me If You Can
Jenerik sevdama ilk bu filmle başladım diyebilirim. Animasyonla öyle güzel işlemişler ki filmi.. Adeta özetlemiş gibi… Harcanan emek de cabası. izlemelere doyaman…
Buyrun buradan izleyebilriisiniz: http://www.youtube.com/watch?v=gaLDyrun_Cc
3- Memento
Bence filmi hiç tartışmayalım. Filmi sanırım 3 kere izledim yine izlesem yine kafam karışır. Sorularım var.. Ama o.. peki o zaman.. diye diye tam bir kaos. Yazarken kafası karışmıyor mu anlamıyorum. Hele çekerken, hele hele bu sahneleri birleştirirken.. düşünmek bile istemiyorum. NOrmal sırada dizmek zaten zor iken, burda bir karıştırsan ucunu toparlayamazsın
Ama kafası karışanlar için rehber olabilecek bir jenerik. Film normal sırada gitmediği için, bazıları zaman kavramını (zaman? lost?) tamamen yitirdiği için, karıştırabiliyor. O yüzden jeneriği aklınızd iyi tutun. Gerekirse tekrar izleyin, pişman olmazsınız. Ne diyor jenerikte?
http://www.youtube.com/watch?v=-XzNIUt1dBQ&feature=related
Kaşınıyorum, öyleyse varım
Nisan 30, 2009
Günlük tutmak, şimdiki zamanın deyimiyle blog tutmak benim yeni tanıştığım birşey değil. 12 yaşından beri yaptığım bu işteki tek fark, herkesten saklamaktansa herkese açtığım bir defter olması. Çok özel meselelerimi yazmıyorum elbette ama yazıyor olduum zamanlardan daha çok tedavi ediyor, kendimi daha iyi hissediyorum.
Blog tutmak benim için biraz da özgeçmiş gibi birşey. İnsan başkalarına neler aktarabileceğini de sınıyor. Gerçi çok ciddiyete bağlamaya çalışmamak da gerek ihtiyaçlar sürekli değişir insanlarda. Hem benim bilgi eksikliğini gidermek gibi özel bir kastım da yok. Ama yine de yaazarken ben kişisel olarak değerlendiriyorum. Benim için önemli bir olayı tartmak istediğimde, insanlar için nerede olabileceğini az çok düşünüyorum.
diğer yandan, güzel birşey, insanların sizin yazılarınızı takip etttiğini, ilgi duyduğunu görmek. Kalabalık bir masada herkesin konuştuğunu ve bir süre, farklı zamanlarda insanların sizi dinlediğini düşünün. Ortaya konuşmayı ve sesinizin yankısını bile duymamayı mı tercih edersiniz, yoksa sizle aynı dili konuşan birilerinin olmasını mı?
Blog yazmaya ağırlık verdiğimden beri, diğer yazarlara da fazlasıyla ilgi duymaya başladım. Eskiden öyle özel bir talebim yoktu. Ama birinin hayatında o an neyin önemli olduğunu bilmek güzel birşey. İstatistiklerden yararlanmak isteyen satıcılar için de öyle
Pek pazarlama mantığıyla olmasa da insanlar ne konuşur ne yaparlar diye merak ettim ve wordpress.com da günün bloglarına baktım. Zaman zaman bakıyorum da pek fark yok.
Şimdi önce şu adresee girdim ve sağ taraftaki panelden aradığım blogları dile göre sıralama yaptırdım. Tabii blogların hepsi sadece wordpress’te değil ama bunu kullanan çok kişi var. O yüzden genel anlamda bir yorum yapmak için ideal olduğunu düşünüyorum.
İngilizce dili olarak filtreleme yaptığımda yukaıda görmüş olduğunuz liste çıkıyor. İlk sırayı CNN almış daha sonra severek izliyoruz abi diyebileceğimiz Fail Blog alıyor. Hakediyorlar da…
Çılgın Bişey Bu!
Nisan 30, 2009
Yazının başlığından çok içeriği dikkat çekecek. O yüzden bence kaçırma derim.
Eğer yenice bir kız/erkek arkadaş edinmek gibi bir durumun varsa, önce doğum gününü sor. Neden mi?
Ona – Ne – Hediye – Alacaksın – Dostum?!!
Bu bence insanı fena halde geren bir konudur. Daha yeni tanışmışsın, ya da dahaönce tanışsan da artık farklı bir boyutta birlikteliğin var ve ona ne hediye alacaksın? Çok özel olsa abarttığını düşünebilirsin, ya da onu tam olarak tanımadığın ortaya çıkabilir. Normal birşey alsan, çok normal kaçabilir… Off… önceden anlaşmak en iyisi bence… Hele doğum günü geçtikten sonra ayrılanlar vardır ki onlara çok üzülürüm
SEn git o kadar özen sancılar çek kıvran ve hediye al, sonra 1 hafta sonra ayrıl… Acısını boşver de o çile unutulur mu yaa.. Allahını seversen..
Ama dur, elbette ki bunun da bir çözümü var. Ha-haaa… çözülemeyecek birşey yoktur.
Ben hediye alma konusunda fena geriliyorum. Normalde kendimi mutlu etmek için arkadaşlarıma belki armağan denemeycek ama onları mutlu edecek ufak tefek şeyler aldığım doğrudur. ama eğer özel bir günde hediye alıyorsam illa ki değişik birşey olmasını isterim. Değişik birşey pahalı eşsiz olmak zorunda değildir ama ona özel olduğunu hissettirmelidir bence. Ona daha önce verilmemiş, herkesin aklına gelmeyecek bir hediye vermek harika birşey olurdu bence. Kıyafet falan… herkes bir şekilde alıyor onu ama senden birşey olmalı içinde…
E illa hediye alacağın kişiyle içli dışlı olmayabiliyorsun. Yine de farklı birşeyler yapmak istiyorsun. ya da kendine almak istiyorsun alla alla olamaz mı?
Şimdi ben hediye konusunda sıkıntı çekenlere rehber olabilecek bir yazı hazırladım. ZihniSinir’i bilmeyen insanlar şuan bu yazıyı okuyan insanlar olamaz herhalde ama bu o kadar zihnisinirlik birşey değil. Hem hayatınızı kolaylaştıran, hem espri katan hem de nadirlik niteliği taşıyan eşyalar işte karşınızdaaa…
Sıralamayı favoriye göre yapamadım. Hepsinin yeri ayrı… Belki sonradan yıldız verebilirim.
Anahtarlıklar insanın yaratıcılığını sınayabilir. Ama bunlar anahtarınızın koca kafalı bir metalden farklı olmasını sağlayacaktır. Kendi tarzınıza göre giydirin derim ben… Yeşilden bi tane alayım…
Hem de 90′lık yazımda kasetlerden bahsetmiştim ve kasetleri ne amaçlarda kullandıklarını sıralamıştım. Okumayanlar şöyle buyursun.
Yalnız bunu görmemiştim. Bu kaçlıktır ki? Kaç tane şarkı alır ki bu kaset…
Keşke babam kırtasiyeci olsa, manyak bişey olurdu. Sürekli kalemleri değiştirip değiştirip kullanırdım. Az dilemedim bunu ama tabii iyi ki de olmamış. Yoksa batırırdım adamı
Ama bu ayıraçlar gerçekten harika… Rengarenk bambaşka.. Allahım okullar bitmesin ofisim olsun böle sürekli bu tip şeylerden alayım değişik değişik. Off..
Ben bundan alsam büyük ihtimalle lavabomda tahliye sorunu olmadığı kanattine varırdık. Çünkü benim ataşlarım KAYBOLUYOR! toplu bir intihar ya da kaçış sorunu olabilir. ARaştırmalarım sürüyor… Ama bu tasarım harika dimi.. damlaaar damlaaar…
(BU arada ben yıllarca ataç diyordum ama doğrusu ataşmış. TDK’dan bakabilirsiniz. Benim de hayretim şaştı. Ayrıca yıllarca “ah bir ataş ver” i yıllarca “ataç ver olarak” anlamış ve seslendirmiştim. Her ne kadar yanlış söylesem de doğru anlamışım. Ataş dersen ben tutturgaç anlarım o zaman. Ateş ayrı ataş ayrı arkadaş! Ben anlamam. )
Buzdan barlar görmüşsünüzdür. Barış Manço’nun 7den 77ye programını izleyenler de mutlaka şahit olmuştur. İzlerken içim ürpermişti. Nasıl erimiyorlar anlamıyorum, o kadar soğuk yani… ck ck … İnsanlar buzdan taburelere oturunca oraya da yapışmıyolar. Hayret! Ama bu bardaklar çok güzel… Böyle buz kalıplarına karşı ayrı bir ilgim var benim. Pek de güzel.. İç iç bitsin sonra…
bulaşık derdi de yok…
Bu gerçekten uç nokta artık Hayatta aklıma gelmezdi böyle birşey… Dışarıdan nası görünürse
Bar mı açsam ne yapsam… Çok zevkli ya..
Marrrriiaaacchhhiiii
Nisan 30, 2009
Yaklaşık 1 haftadır mide ağrısından ölüyordum. İnsan organlarının varlığını hep ağrıdıkları zaman mı farkeder. Öyle ağrıyordu ki sadece midem ve bilincim vardı sanki… Atın ölümü arpadan olsun derler ya, bence at başka sebepten ölmüyor yani.
Yediklerine içtiklerine dikkat etmen lazım ben her zamanki gibi etmiyordum. Yani normal bir birey gibiydim öyle çok özen isteyen kraliyet soyundan bi insan değilim sonuçta. Normalce hayatıma devam ederken bu ağrılar yine başladı.
Üniversite 2. sınıflarında midemle tanıştım ben. Gastirt diyorlarmış bu tanışma merasimine. Bu kadar iğrenç birşey olamaz yani.
Geceleri de uyutmuyor.. Ağrısı geçtiğinde de sanki diyafram bölgesinden aşağıya bir kum torbası sallanıyor misali bir duygu bırakıyor. BÖyle iğrenç bişey… hemen herşeyde olduğu gibi internete sarılıp bunların neyin göstergesi olduğuna ve en azından sakinleşmek için neler yapılabilecğeine baktım. Reflü’yü işaret ediyordu açıklamanın parmakları.
Yine de doktora başvurmakta fayda var tabii. Gerçi gitmiştim daha önce ama tekrar denemek lazım.
Şimdi Mariachi’yle ne alakası var diyebilirsiniz. Hemen sözü oraya getiriyorum :
Yalnız açıklamalarda alkol yağlı yiyecek falan uzak durun diyordu. Bana o kadar zor geldi ki çünkü ben elinden viski bardağı hiç düşmeyen bi insanım yani.
Read the rest of this entry »
Ben de istiyorum!
Nisan 30, 2009
Yok Artık!
Nisan 30, 2009
Tasarımın ve daha geniş açıdan ele alırsak sanatın, insan zekasını gereksiz yere zorlayan bir uğraş olarak ele alınmasına malesef pek katılamıyorum. Bu düşünce üzerinde nerede ayrıma düşeriz diye merak ediyorsanız hemen zaten bir tane örnek patlatıcam buraya…
Unutmayın anahtar kelimeler : sanat, zeka, gereksiz.
Şimdi bu nedir?
Efendim bu at, öyle bildiğiniz şekilde önce eskizi hazırlanıp üzerinden gani gani çizim aletlerinin bulunduğu dijital ortamda hazırlanmadı. YA nasıl oldu? Bir kişi, orjinal olarak hazırlanmış olan resimleri topladı, gözlerini kısarak bu resimlere baktı ve kaba bir resim ortaya çıkardı. Daha sonra bunları birleştirerek görmüş olduğunuz atı yaptı. Read the rest of this entry »
The Only Thing Yeahh..
Nisan 29, 2009
Vee.. Bryan Adams‘tan geliyooor..
I don’t look good in no Armani Suits
No Gucci shoes – or designer boots
I’ve tried the latest lines from A to Z
But there’s just one thing that looks good on me
The only thing I want
The only thing I need
The only thing I choose
The only thing that looks good on me…is you
Seri Katillik
Nisan 29, 2009
Sen kaşındın dostum…
Aslında bunu yapmayacaktım. Biz insanlar top 10 listelerine bayılırız. 20 de olsa 30 da olsa… Ben de bayılırım.
Kendilerini görürken sıralama yapmadan duramazdım aklımda şu güzelim bayanları. Erkekleri elbette yani, her filmde her izlememde mutlaka o an gördüğüm en üst sırada yer alıyor olsa da kadınlarda öyle olmuyor.
Ben de Geowyns’imden esinlendim. ve böyle bir listeye giriştim. Tamamen beni kışkırtan o yazıları. Yoksa ne “Şeytanın Avukatı” ne de “Titanic”
Yazının başlığını o top 20 listesi için “Çok Eşlilik” adını vermişti. Ben de malesef “Seri Katillik” adını vermek zorundayım.. Malumunuz, kadın olan anlar…
Geriye doğru mu sayalım? Öyle daha heyecanlı sanki…
7- Julia Roberts
Malum biz Altın Oran‘dan yanayız. Bu oran bizim gözümüzdeki güzellik algılayıcı genlere işlenmiş durumda, öyle öğrenmek zorunda değiliz. Her ne kadar kendisini 7. seçsem de bu onun bir güzel değil bir güzellik olduundan dolayı. Ağız kısmı biraz büyük olsa da kendisini bu orandaki birkaç cmlik orantısızlıktan dolayı elemiyoruz. ve 7. sıraya yerleştiriyoruz. Karakter insana fena biçim çiziyor, herşey görünüş değildir.
6- Monica Potter
Patch Adams’ta kendisini gördüğüm kareler içinde sadece burnuna bakmış bulunmaktayım. ve kendimi de bundan alamadım. Eğer bakmayan ve farketmeyen varsa filmi izlememiş kabul ediyorum. Kız filmde öldüğünde en çok burnunu bi daha göremicem diye üzülmüştüm. Sonra bunun film olduğu aklıma geldi, oh çektim… 6 puan veriyorum… Read the rest of this entry »
Orjinal Cinayetlere Kurban Gittim
Nisan 28, 2009
Hürriyet bu pazar biz sinemaseverlere büyük bir güzellik yaptı ve Pacino ve De Niro’nun oynadığı Orjinal Cinayet’leri armağan etti. Saolsun…
Hani bi oyuncuyu çok sevince ” onun hangi filmi olsa izlerim abi” şeklinde sanki kolunda serumla o oyuncuyu damardan alan bi keş gibi söyledikleri zaman sinir oluyorum. Bazı filmler var ki oyuncunun büyüsünü bozabiliyor. Hem oyuncuyu etkili yapan bazen yanındaki diğer pasif olabilen oyuncular olabiliyor. Ama Al Pacino’nun her filmi izleniyor arkadaş.
De Niro’ da olsa, Johnny Depp, Keanu Reeves de olsa adam başka duruyor ekranda. Oceans 13′te kaybolmadı adam düşünün yani… o yaşta o kadar genç adamın arasında sıyrıldı. Bu filmde Pacino var evet diyebiliyor insan.
Ya farkettiniz mi ne güzel soyadı var dimi. Al Pacino… wooaavv… çok karizmatik. Yudum Pacino… yok ben de paça der gibi durdu, adamda herşey karizmatik duruyor. Hey allamm..
Dünlerden birgün ben de bu filmi izlemeye karar verdim. ve sonunda hayretler içinde kaldım yani.
Onca ben Lost’u izlemiş, onu çözmeye çalışmış bi insanım. Bunun yanında Memento, Prestige gibi birçok filme de imza atmış bi izleyicim. Fakat böyle bir filmi nasıl oldu da yedim, tuzağına düştüm anlamadım.
Mevzuu bahis
Nisan 28, 2009
1- Hani böyle bazı tip kadınlar vardır. Vatkalı, yakalı ceketli kıyafetler giyerler. Ceketleri genelde ağır ve koyu renkler olur. Kalça bölgesinden biraz aşşağıda biter. Pantolonları ya da etekleri vardır. Saçları genelde kısadır, çok yaşlıların boyası biraz akmıştır o yüzden solgundur. Yakalarında ayyıldız rozet vardır ve fena halde Atatürkçü geçinirler.
Bu kadınları kürsüye de çıkarsan, kollarına da çarpsan her an Cumhuriyet, özgürlük vb. türden konuşma yapacaklarmış gibi gelir. Öyle bi halleri vardır. ellerinde böyle bi dosya, evrak çantası türünde birşey bulunur…
Hasta oluyorum bu kadınlara ben! Tamam çok güzel, aksi mi olsaydı, hayır da, snaki gün yapmaktan sıkılmış, belediyenin el sanatları kesmemiş de konu komşunun inadına böyle yerlerde yer almayı hedef seçmiş tipler gibi geliyor. Kaşlarını kaldırarak garip ve gereksiz bir ciddiyetle hareket ederler bunlar. Sürekli hürmet beklerler.































