Tecrübe Konuşuyor

Kasım 8, 2009

Eğer lavabonuzun – herhangi bir şekilde – tıkanma ihtimali varsa ;

Pazar sabahı güzel bir kahvaltı yapmak için herşeyi hazırlamaya yeltenmişseniz, çay demlenirken, lavaboda kalan birkaç bulaşığı aradan çıkarma girişiminde bulunmadan önce, lavabonuzun borusunu kontrol edin. Temizleyin.

Eğer lavabonuzun tıkanmasını -herhangi bir şekilde- engelleyemediyseniz, pompalamak da kesinlikle işe yaramadıysa, alttaki lavabonun borusuna sert bir cisimle vurmayı kesinlikle denemeyin; hele ki altında büyük bir leğen gibi birşey yoksa. Gerçekten çok aptalca bir fikir, emin olabilirsiniz.

Eğer lavabonuz tıkandıysa, bulaşık suyuna bakarken pompalamanın işe yaramadığını, ve başınıza korktuğunuz şeyin geldiğini düşüneceğinize ayağınızdaki pufuduk terlikleri çıkarın. Temizlemesi daha kolay bişey giyin.

Pazar günü kahvaltı öncesinde bunların olmamasını sağlamaya mutlaka özen gösterin. Çünkü insanda iştah namına birşey kalmıyor.

Günlük hayat rehberi’nden sevgilerle…

Not : Üstesinden gelinemeyecek birşey yoktur. Yeter ki iste… yalnız yaşayınca paşa paşa herşeyin üstesinden de geliyosun onu da söyleyeyim…

Not 2 : Ayrıca, kızgın katı yağ lavaboya döküldüğünde öylece akıp gitmiyomuş, donuyomuş. Birikiyomuş, tıkanıyomuş, Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları’na bir üye daha kazandırıyomuş

Kısa Kısa

Kasım 8, 2009

Daha 3 senem varmış.. panik yapacak pek bişey yok. Herşey olması gerektiği gibi gidiyor bence. Bu süreci atlatmam için yeterli bir zaman dilimi…

Yeşim’in de yoğun ilgisi üzerine, Teoman – Kelimeler parçasını 50bininci kere dinliyor bulunmaktayım. Windows Media Player çoktan 5 yıldız verdi benim yerime.

Tuz basmadan yaralarıma, boşver mi diyorsun kanasın..

Rüyamda bir trenin üzerindeydim. kaçmaya çalışıyordum… ilginç..

Aslında bazı insanlar bana burada çok güzel kahvaltı yapılacak bir yer olduğunu söylemişlerdi ama kimsenin ses çıkardığı yok. Nedendir kendilerine sormak isterim. Böyle rahat “aşortman”larınla gitceksin tam uykun açılmamış hafif.. böhüüü… :(

Şimdi tek başıma mutfağa gidiyorum ve kahvaltımı tek başıma yapıyorum. Kendinize iyi bakıyosunuz öpüyosunuz… hadi bakalım..

Nice is Good

Kasım 6, 2009

Hey, naber dostum! yım yım yım yım :D

Windows 7 yi kurdum ben. Kendi çapımda çağ attladım bilgisyarımlan. Gerçi daha önce Deniz’in laptopunda kullanmıştım tecrübe etmiştim ama benim bu modası geçmiş bilgisayarımda olmaz diye düşünüyordum. hakkaten tam böyle sınırda bir bilgisayar almışım. Maşallah win 7 yi de kurdu. Benim sadık yarim bilgisayarımdır.

CD den boot etmemesiyle bir takım gerilimli dakikalar yaşattı bana ama neyse ki amatörce bir harekett sayılabilecek olan  windowsu setup.exe yi çalıştırarak kurmak yöntemiyle gerçekleştirdim. Format atamadım tabii ama napayım. bu da oldu sonuçta.. Alla alla… Silmiştir o herşeyi silmiştir..

Şimdi mutluyuz. Görsellik her zaman ilgimizi çekmiştir tabii. Sesler falan böyle… Ama bunun yanında gerçekten çok hızlı. “Vista bu kadar yavaşsa kim bilir windows 7 nasıldır” demeyin. Asgari sistem gereksinimlerine göre çok iyi performans gösteriyor.

Tabii ben kurdum hemen internet explorer açıldı ve Google Chrome ‘ u kurmaya yeltendim. Ne kadar nankörüm dimi.. ama güvenmiyorum i.e. ye… genelde kimse güvenmiyor. Google Chrome rocks! Firefox da bunca senelik dostluğumuzu çöpe attıracak kadar hata verdi, saçmaladı, yavaşladı, delirdi vs. Google iyidir. Google is nice, nice is good (bkz: eternal sunshine of the spotless mind)

ilkWindws7

Açtım hemen karşıma çıkan msn sayfasında göndermiş olduğum resim vardı. Valla ben bişey yapmadım. Ahanda orda yazıyor ortada. Algıda seçicilik ne kadar garip bir durum değil mi… Sürekli benim kulağıma bu isim geliyor. Sanki herkes aynı isimde.

İyileşicek mi doktor?

Neyse anacım. Zaten erken kalkmam lazım yarın. Malum son iş günü.

See you later alligator.

T-Eoman

Kasım 4, 2009

Nasılda geçmişti bütün bir yaz

Başımda kavak yelleri esen o yaş

Sen ise hanımeli kadar beyaz

Çalmıştınız kalbimi bilmeden biraz…

Teoman sevmeyenler elini kaldırsın?

Pek yok dimi… çok zor zaten bu kadar iyi söz yazan birini sevmemek…

FF’de biri yazmış , Teoman bu ülkenin en iyi söz yazarı diye, doğru demiş aferin ona. Ama işte benim sevmediğim  böyle ergenlik çağındaki insanlara daha çok hitap ettiğinin farkında olması ve ona göre davranması vs. Belki bu onun değil reklamını yapan insanların hatası bilmiyorum. Ama yine de ergenliğin o “herkes beni izliyor ama kimse beni anlamıyor. En büyük aşkları acıları ben yaşıyorum aslında” hallerinden çok yararlanıyor gibi geliyor… Hele o bazı şarkılarda sesini kısması iyice… (Teoman – Kim)

Teoman - Hey Sexy :D

Teoman - Hey Sexy :D

Ama sesi çok güzel… adam da karizmatik Allah var şimdi.. ama işte o.. işte o…

Ben üniversite hayatımı yabancı müziğe adadım diyebilirim. Genelde türkçe pek dinlemedim, dinlersem de pek eski şarkılara sarardım. Anadolu Rock denen bir alan var ya, Haluk Levent’i ayırın ama içinden. Am Em Am Dm akorlarıyla bilimum şarkı yazmayı başaran insandır ya… Cem yılmazın 10 adımda nasıl Anadolu Rock yapılır listesinin en sonuna eklemek lazım bunu. hakikaten Şarkı sözünü yazın ve akorları da iliştirin böyle. İspanyol ritm kullanırsanız Yaşar – Kumralım oluyor :D

Teoman’ı daha çok ben geçen sene daha çok sevmeye başladım. Neydi Okan Bayülgen’le oynadıkları film? illa ki google’dan baktırdınız yahu – Romantik

Neyse, işte o filmi izledikten sonra daha çok depreşti tabii… Bu adam hakkaten çok iyi yaa demiştim.. Mutfağa yemek yapmaya gitmiştim. Malzemeleri çıkardım doğradım. İşten gelmiştim  ve ev arkadaşım da gelmemişti henüz. Televizyonda başlamıştı film. Öylece oturayım bir izleyeyim dedim… elimde havluyla böyle, kalakalmıştım filmi izlemiştim öylece.. yemek falan da yemedim zaten. Ruh halim değişti.

Canımı acıtmıştı hakikaten. Öyle anısı olduğundan falan değil… zaten öyle bir söylüyor ki, anınız olmasa da kafanızda oluşturasınız geliyor.

18 Aralık’ta Teoman geliyormuş bu arada…  Ooze Venue’ye… gitmece gitmece… yalnız kuzenin söylediğine göre Bodyguard gerekiyormuş ona göre artık birilerini ayarlamanız da lazım yanınıza.

Duş, ne biçim şarkı dedik. Bacaklardan akan doğmayan milyonlarca çocuk olarak hiç düşünmemiştik, pes dedik. Açtık dinledik ve yine çok sevdik.

Güzel Bir Gün Ölmek İçin, ne biçim şarkı dedik. Ne kadar depresif dedik, karamsar dedik. Sinirlendik. Açtık son seste tekrar dinledik. Ahengin daha bir tadına vardık. Çok sevdik o parçayı.

İşte bu yaz 5bin kere üst üste Teoman – Bugün’ü dinledik Irmak’la. bıkmadık dha çok sevdik. Kapattık, bağımlılık yaptığını o zaman farkettik. Tekrar açtık.

Sonra zamanda geriye sarmaya başladık. Hepsini tek tek daha çok sevdik.

Yalnız.. doktor kontrolünde dinlemek lazım galiba biraz… bazıları gerçekten çok can yakıcı, dokunaklı. Bu adam içtikten sonra bu şarkıları yazıyor muhtemelen. Nasıl bir ruh haliyse…

Örneğin, Kelimeler parçası canımı çok yakar her dinlediğimde. Çok güzel yazmış.. Bunun yanında Mavi Kuş ve Küçük kız, sonracığıma Mutlu Son Yoktur… böyle bi insanın moralini bu kadar alt üst edebilir.. Genelde günümüz tüketim odaklı ilişkilerini tarif eden şarkılar yazar Teomancığımız…

İki Yabancı parçası sözlüklerde “2000li yıllarda aşk yaşamak” başlığı altında çoktan yerini almıştır.

Ruhun Sarışın, müziği harika. Sırf başlangıcını dinlemek için başlamıştım ama sonra şarkıyı da sevdim.

O, şarkısını her dinleyişimde Irmak aklıma gelir. Kendisi bile belki hatırlamıyordur ama birgün konuşurken, bu şarkıyı her dinleyişimde annem aklıma geliyor, annemi anlatıyor gibi bişeyler söylemişti. Ama paralelinde de Sinecan bu şarkının sözlerini benim fotoğrafımın altına iliştirmiş ve yorum konusunda 10 basamak birden atlamıştı bi anda.. o aklıma gelir… Hakkaten metroda o şarkı çalıyor gibiydi yaa.. :D :D

İstasyon İnsanları vs.

İlginç bir tespit yapmak istiyorum. Sevdim Seni Birkere‘yi her dinleyişimde gül kokusu alıyorum ben. valla bak. Artık siz de alcaksınııııız nıhahahaa..

Çoban Yıldızı sözlerini teoman mı yazmış… aferin ona… aferin… isabet olmuş…

ve son olarak da “Uykusuz Her Gece”

aldatıldığımda bu şarkıyı hiç dinlemek de istemem. deli miyim ben. öleyim bi kenarda sonra…

Not : Başlığı da How I Met Your Mother’ın son bölümünde Ted in kendi için  T-Mos takma adını kullanmasından esinlendim.

Change, We Can

Kasım 4, 2009

Arkadaşım bu bilgisayar ne gıcık bir meslektir…

ya sürekli yeni bişey çıkıyor, sürekli yeniliyosun böyle bi durun yaw… insanların ihtiyaçları ne kadar çok artıyor hayret birşey.. Daha yeni CS4 ü kurduk, bilgisayar ağlamaya başlıyor çalıştırınca, bir de üstüne CS5 çıktı iyi mi…

Tarih öğrenmek ne kadar kolaydır mesela dimi… Tarih de geçmişten ibaret değildir aslında ama sürekli aynı şeylerden bahsedilir. bir dersane köşesinde aynı komploya kurban gittiğini çaresizce anlarsın… aaaaaaa Osmanlı da azınlıkları böyle düşünmüştü de hata etmişti flaan dersin.

Zor yani… sabit bir meslek var mı gerçi o da yok…

Gelşitirmen lazım kendini… Neyse ben DisplayObject’imi tamamlayayım. Valla çözcem ben bu işi, şuan kendimde o hırsı hissettim bak… geçiyo dur dur tutma beni.

Söylemesi zor tabii böyle şeyleri.. İnsanlar sizi yanlış anlayabilir ama zaten öyle bir kaygım olsaydı, düşüncelerimi uluorta yazacak değildim. :) Bu kısmı atlıyorum o yüzden.

Romantik film önerileri alıyorum yakın zamanlarda. Arkadaşlarım aşk içinde olduğumdan mıdır nedir, böyle filmler öneriyorlar halbuki şimdi bahsederken bile “korkuyorum”.

 

romantik

romantik

 

 

Hani Cem yılmaz da gösterisinde diyor ya  ”çok güldük kesin başımıza bişey gelicek” diye  düşünen binlerce insan var burda, takmayın gülün geçin. Ya işte o kadar kolay olmuyor jembey… inan ki nasıl isterim bunu… O kadar üzücü şeyden sonra inanmakta güçlük çektiğin ya da hemen inanmak istemediğin durumlar oluyor haliyle. “Hiç ölmeyecekmiş gibi çalış, yarın ölecekmiş gibi ibadet et” diye bir söz vardır, işte bunun sinemaya uyarlanmış şekli, hiç ayrılmayacakmışsın gibi sev, ama yarın göktaşı düşecekmiş gibi de bilincini yitirme.

Bunu yapabiliyor muyum, ikinci kısmı hariç. Geçelim..

İlk romantik film korkumu Kevin Costner’ın “Bodyguard” filmini izlediğimde keşfetmiştim. Zaten internetim yoktu o aralar ve dvd nin altyazısı da yoktu. Biz kuzenimle onu “ingilizce ingilizce” izlemiştik. Her ne kadar kuzenim aslanlar gibi çevirgen olsada o zamanlar “çekirge çevirgen” di.. Tabii hem ne dediler falan diye keşfetmeye çalışırken hem de genel olarak filmi algılamaya çalışırken ben delirmiştim artık ama filmi bittiii, ben aynen, “amaa nedeen ayrıldılaaaaaaaar nedeeeeeeenn” diye haykırışlar içinde buldum kendimi. “Kız işi bıraksın, adam da bodyguard olmasın artık, ev alsınlar yaşasınlar ordaaaaa” şeklinde… Bir moralim bozuldu bi canım sıkıldı. anlatamam.

Ya bir film bu niye bu kadar.. değil işte öyle. canım sıkılıyo benim. öğretmenim, üzülüyoruz.

Sonra başka film almaya gittiğimizde Kevin Costner’ı bir ateşin yanında bir kadınla sarmaş dolaş görünce kan beynime sıçradı, tüm çeper duvarlarına sıçradı böyle (tamam iğrençti)

İzlemedim o filmi hala izlemiyorum.

Şimdi film ne kadar gerçeğe yakın olursa, ne kadar yaşamak istediğin şeylere karşı özlemini tarif ediyorsa, onu yapamayınca üzülüyorsun haliyle. Adam sevgilisini alıp hasret gideriyo sen böööööööööyle izliyosun sap gibi. Olacak şey mi arkadaşım.

Hem sevgilinle izleyeceğin filmlere de dikkat ediceksin. O filmi hayatın boyunca tekrar tekrar izleyebilirsin, yada yüzüne bakmak istemeyebilirsin. Böyle de bir durum var. Sevgilinden ayrıldın diyelim, o filmi hatırlatan birşey olcak, ağla hadi… o film, o kişiyle özdeşleşecek işte, sen her filmi açışında o kişi aklına gelicek. Tam bir çin işkencesi.

Ben bir de öyle hayatıma giren kimselerle aynı hayali kuran yaşamak isteyen bi insan değilim zaten yakınlarım da bilir ben hayal kurmadım ki şimdiye kadar nasılsa olmayacak diye (ki değiştim ben). “Ben sabit seviyodum sen üstüne kondun” olmaz yani :D Şöyle yaparım böyle yaparım falan, tamam yaşamak istediğin şeyler vardır ama yanındaki şahsın betimlemesi yapılmamıştır, sen böyle bilinçaltında istersin o anları.

Ama dediğim gibi, aynı hayale ait iki kişi hiç olmadı. Yakınından bile geçmedi, geçmemeli de. Böyle olunca o filmle beraber düşündüklerini kurduklarını elemek zorunda kalcaksın. biricik tazecik körpecik hayallerini. :’( ağlama dur.. beni de ağlatıcaksın..

Benim böyle bir tecrübem yok ama olur diye korkuyorum. O yüzden bana romantik film önerirken iki kere düşünün, ben 50 kere falan düşünüyorum. Ya gerçeğe yakın olmasn ya da ne bileyim hiç olmasın. Ya da olsun ama canım yanmasın. Ola ki filmde erkek kadını aldatır, ola ki kadın erkeği aldatır ya da çaresizce ayrı kalmak zorunda olurlar falan yapmayın bunları.

Sanki böyle kocaman bir duvar vardır, bir de ortada kolunun girebileceği genişlikte bir delik. Elini oradan sokarsın karşıya. Ne olacağını bilmezsin, kolun kopacak mı, kanayacak mı yanacak mı… Hiçbişey bilmeden, göremeden öylece beklersin ya, öyle bir his işte…

Ne biçim de tarif ettim. Bana 100 puan.

en birinci ilk

Kasım 1, 2009

Tarihin ilk transeksüeli: Lili Elbe

yazısını okudum bu sabah.. Adepo’dan güleryüzlü sadık teslimatçının yerine gelen pazar günü çalışmaktan nefret eden agresif bi şahsa sinirlenmedim onu anladığım için. Ama çarpıveresim geldi, neyse…

İlk olmak hakkaten çok zor bu hayatta. İlk kadın tiyatro sanatçısı, ilk bisiklet yarışçısı, ilk okul birincisi ( bu hele herşeyin ilki olmuş), ilk aşk…

Kendisinden sonra gelen tüm karakterler hep onun izini taşıyor zaman boyunca. ondan ilham alıp, onu örnek alıp yollarına devam ediyorlar hep. Peki ya o ilk olanlar? Düşünsenize, hiçbir örneğiniz yok, hiçbir tesellisi yok. “Ata”sı yok işin. Korkularınızı yenmenizi sağlayacak, bu işin üstesinden gelirim dedirtecek tek bir örnek yok. Orada sadece diken yumağı savrulup duruyor her yana…

Belki duvarlara asılan gülümseyen fotoğraflarının arkasında “pişmanım” diyorlardır sessizce.. ne acıklı bir tablo çizdim ya..

benim yapmak istediğm şeylerin hep örneği var. Kendimi kötü hissettim bak öyle diyince…

Rüyamda greyderi kullanmayı beceremeyen, yakınlarda çıkan yangından dolayı panik yapıp her nasılsa greyderi ters çalıştıran, bozan ve deviren adama kahkahalarla güldüm ve buna uyandım ben evet…

bkz : rüyayı youtube top videos kıvamında yaşamak…

Teşekkürler Nil #1

Ekim 31, 2009

Nil Karaibrahimgil evet… Çok teşekkür ediyorum kendisine.

Altın Örümcek Ünlü Siteleri dalında 1. lik ödülü almış sitesi.. Allahım benim aklımdan geçen şeyleri birbir yapmış insan… ve ben malzeme yetersizliğimden uygulamaya sokamadım bunu… Ama o yapmış… Daha doğrusu hayatı boyunca benim aklımdakileri yapmış bi insan…

Ben 5 yaşındayken “Aaa bu kızın kulağı süper, herşeyi çalıyo, söylüyo, müziği çok seviyo.. aaaa piyano çalıyo” diyeceklerine beni konservatuvara yönlendirselerdi, herhalde meyve vermiştim şmdiye kadar bilmiyorum.  Neyse ben bunu her sanat dalı için söylüyorum. Grafik Tasarım için de söylemiştim, oyunculuk için de…

Neyse, nil, yaptığın her bir şarkı için sana teker teker teşekkür ediyorum. Yaşama sevincin, hayata bakış açın, kendini uzaktan izleyişin ve görüşün, muhteşem betimlemelerin, üzülmelerini, sevinmelerini tarif ediişin yaşayış şeklin ve yalınlığın… hepsi için..

ve şimdi bu şarkı için :

Tamam tamam öyleyim
Bir öyle bir böyleyim
Hergün tanış benimle
Farkında bile değilsin
Seni cezbeden de bu
Niye beni seçersin, etraf desensiz dolu?

Ben bugün nasılım, yakın mı uzak mıyım ben?
Of ne bileyim
Açık bir kucak mı, yoksa bir tuzak mıyım ben?
Bunu bir düşüneyim

Sakin ve serin mi, senin mi benim miyim ben?
Birini seçeyim

Kalp miyim akıl mı, aklı karışık mıyım ben?
Ruhum hep desen desen

Ben bugün nasılım, yakın mı uzak mıyım ben?
Of ne bileyim
Açık bir kucak mı, yoksa bir tuzak mıyım ben?
Bunu bir düşüneyim
Kalp miyim akıl mı, aklı karışık mıyım ben?
Ruhum hep desen desen

Değişken ruh hallerime  atfen… thankssss…

 

haaaa… içinden de “o ne öyle ergenlik gibi “cem yılmaz… aynı ben!” diyen insan tipinde biri olarak görüyosanız… yok kızmıcam öyle diyeiblirsiniz. ama peyami safa nası beni betimlemeleri ve tespitleriyle rahatlattıysa, nietzsche de aynı şekilde, nil de tam profiliyle beni mutlu ediyor. Evet ben olamadım daha, ama o olmuş… ondan ben sanki oymuşum gibi mutlu oluyorum. Olamayacak mıyım, hayır… olcam olcam ben :D

Sözlük okuyordum aklıma takıldı.

Kadınları anlayabilmeyi başarmış erkekler diyebaşlık atmışlar. Niye bu kadar kadınların üzerine geliniyor ki?

Belki kadınlar erkekleri anlamıyor? Belki biz çözemiyoruz onların nası olduklarını? Bu da mimkin değil mi arkadşaım… Niye tek taraflı bakıyosunuz olaya..

Erkekler de karışık olabilir… Örneğin bazı birlikteliklerde erkek anlaşılabilmiş değildir, erkek mutlu değildir, kendisini anlayaman kişiden uzaklaşmaya başlar, kadın gibi dırdırcı değildir… sonra gider aldatır, tamam hemen öldürmeyeyim, ayrılır..

Niye kadınları bu kadar abarttılar anlamadım…

Ayrıca bu genel kadın izlenimleri yüzünden benim cnaım çok yanıyo haberiniz olsun kızlar… Sürekli yanlış anlayıp sürekli tafra yapıyosunuz… sürekli küsüp, şüphelendiğiniz için sevglilinizi arıyosunuz… sonra da “aaaa siz kız milleti değil misiniz böyle yaparsınız… al işte kız milleti böyle… valla dediklerinden bişey anlamadım, siz kadınlar böylesiniz…” diyorlar… halbuksam kendime şekil vermeye çalışan bi insanım yahu. siz de birazcık anlamaya çalışın karşı cinsi…