Soğuk Ölünüz

Ocak 25, 2010

Ohh- MY – Goodness!!

bu nedir yahuuu bu ne soğuktur arkadaş! Resmen dondum öldüm ellerim ayaklarım burnum çenem… aman tanrım yaa!! hala ısınamadım eve geldim…

iki kıştır deli soğuk var. Her kış, yazın ne kadar sıcak oldğunu; her yaz da kışın ne kadar soğuk olduğunu hep unutuyorum. Yine günlük tutmam gerekir belki (bu günlüklükten çıktı aylık haftalık falan öyle bişeyler)

Belki de sahil şehirlerinden bir yere doğru taşınmalıyım bilmiyorum. Doğu tarafında karasal iklim fena halde hakim.. şöyle ege kıyılarına doğru yol almak lazım belki de…

Ne?? Zaten denize sıfır olan bir şehirde, Ege’nin incisi İzmir’de miyim???!!

Yahhuu gidiniz… gidiniz..böyle ılıman iklim mi olur. Resmen paralel meridyen, güneşin vurma açısı yükseklik… her değer değişmiş burda… haberimiz yok.

Gereksiz Konuşuyosun..

Ocak 15, 2010

çay elinden öteye gidelum yalii yalii gidelum yalii yalii gidelim yali..

Sırtındaki seeepeetin ben olayım hamaliii ben olayım haamalii ben olayım ha!

Sabah sabah nerden bu aklıma geldi bilmiyorum. Hiç bir yerden de müzik sesi falan gelmiyordu yani, arşivimde de yokmuş bak youtube tan dinliyom şimdi…

Ara kısmında sözler okuyo böyle süper yaa..

Alemin dilindesuuun o kadar güzelmisuuun(öyle deyiiler ) :D

Neyse bugün gaziemir tarafından geldim işe… :| İzmirin dört bir yanını bu kadar kritik zamanlarda bu kadar çok tecrübe eden bir benmiyim acaba… Diceksiniz ki senin orda ne işin var? Valla otobüsü kaçırınca, bir hayırseverle geldim, o da gaziemir tarafına gidiyomuş ordan geçtim otobüsle…

Ne diyeceğim size ya.. Biz gerçekten çok fazla kelime biliyoruz ve gereksiz yere biliyoruz bunları…

ben küüçkken beynimizin bilgileri nası hafızaya aldığını düşünüyodum biliyo musunuz.. böyle beyaz ince şerit şeklinde uzuuuuuuuuuuuuuuuuu….n kağt düşün.. üzerinde yazıyo bilgiler.. kablo gibi beynimizin etrafını sarıyo bir sürü… ve bigün gelecek bu kağıt bitecek diye düşünüyodum :D

Neyse yakında bu kadar kelimeyi yazmaya, başka önemli bilgileri yazmaya yer kalmıcak kağıt üzerinde. Hiç gerek yok ki bu kadar kelimeye? Valla bak, otobüste tatlı mı tatlı bi oğlan vardı 1,5 yaşlarında.. bikaç kelime bilyodu ve gayet de iyi iletişim kurabiliyordu yani…

Baba, Gitti, Bitti… (belki anne de diyodur ama yanındaki annesini hiç takmıyodu hiç anneflaan demeid)

Otobüste birinin cep telefonu çalmaya başladı ama kuş sesi gibi.. gerçek gibiydi ben bile afalladım önce… çocuk haliyle düşünemedi onun gerçek mi nerden geliyor, otobüste bu kadar kuşun ne işi var falan.. Öyle bir tonlamayla “Baba?!” dedi ki, kafasındaki tüm soruları tek bir kelimeyle sorabildi.

Sonra artık sabırszlanmaya başladı, babaaa diye mızmızlandı ama babası da şaka yapmaya başladı işte avutmak da değil de böyle çocuğu takmıyo gibi gülüyordu. Çocuk böyle “BAbaaa!!” diye sinirlenerek söyledi, sonra “ben ilgi ve anlayış istiyorum, çok seviyorum seni ama mutlu değilim ben burda” der gibi bir “babaa” dedi… Sonra “bitsin artık inelim gidelim ” dercesine “Bitti” demeye başladı.. sonra gidelim artık anlamında “gitti”..

Aboooo yazsam burda kitap olcak… Bir sürü tonlamalarda aynı kelimelerle çocuk bir sürü şey anlattı. Yanındaki amca ona gülümseyince ayrı tepki, sevgi isteyince ayrı, elindeki kamyon için ayrı…

Onun gördüğü de dünya bizimki de, neyi bu kadar zorlaştırıyoruz biz ki dimi… ne güzel çocuk bişey söylüyor, kimse onu ne yanlış anlıyor ne hiç anlamıyor.. oohh..

Şimdi kuzen Agora’da buluşalım bugün dicek olsam benim nası bi tonlamayla “Yazgülü” demem lazım ona bi çalışayım ben… hadi bunla meşgulüm bugün ben.

Anneee! (yazınca olmuyo ya, yazı dili için en azndan dil kullanılabilirmiş tamam bunu kabul ettim :D )

Mozart Terapisun

Ocak 12, 2010

http://video.yahoo.com/watch/67558/1662508

Videoyu buraya embed etmekle boğuşmak istemedim.

Yukarıdaki parça Mozart a ait… Greensleeves…

HAni durup dururken, hiç derinlemesine düşünme fırsatı bulamadığınız ama sıkça sorulan sorular arasında ilk sıralarda geçen sorular vardır ya, “hayalindeki yer neresi? hayalinde çizdiğin mutluluk tablosu nedir?” gibisinden…

Ben buna hep hazır ve nazır cevaplar verdim. yok sevgilimin yanında olmak isterim falan diye…

Kim demişti o sözü… Hani demiş ya “sevilmeyi mi tercih edersiniz yoksa sevmeyi mi? Hangisi sizi daha mutlu eder. Sevmek arkadaş… demiş o da  ”çünkü hiçbir zaman sevildiğinden emin olamazsın”böyle bir kaygısız bir vurdumduymaz, bir bana dokunmayan yılan bin yaşasın halleriyle.. İşte şimdi bu koşulsuz mutluluğu birine bağlamış oluyosun bu durumda. Ya o seni sevmiyossa, aklında başka kız varsa ve sen yine onun yanındaysan mutlu olcak mısın? Hayır…

O yüzden bu hazır ve nazır cevabımı tekrar gözden geçirdim ben… Eğer benim de sevildiğim garantiyse sorun yok aşağısı önemli değil ama bu şimdilik muamma olduğu için devam ediyorum…

Şimdi çok şaşırabilirsiniz tabii, yuhh nerden aklına geldi falan diyebilirsiniz..

Hani evde çay tepsileri olur ya üzerinde tablolar falan olur?? Böyle kızlar çiçek toplar kabarık etekli. Mutfaklarının görüntüsü vardır bööyle süslü süslü… önlüklü kızlar vardır hep. Saçları sarı, dalgalı ya da düz böyle sepetleri elinde elma kiraz çiçek falan toplamaya giderler. Ya da kurabiye yiyorlardır böyle porselen çaydanlıkta çay vardır falan… Bahçeli müstakil evlerinin arkasında eğlenirler böyle yakınlarda bir yerde göl vardır, ördekler yüzer içinde…

İşte ben onlara bakıp bakıp hayal kurardım o havayı falan hissederdim böyle o aklıma geldi…

Gözlerimi kapatıp bu parçayı dinlediğimde kendimi o evlerin birinde hissettim. Arkada küçük bir göl var.. ördekler var beyaz, kuğular…

sonra evin yanında bir balkon var en yüksekte. Ben ordayım… balkon demirlerine yaslanıyorum. Yakınlarda hiç ev yok. Dışarıda selvi ağaçları var upuzun… rüzgar estikçe yaprakları muhteşem sesler çıkarıyor hiç bir mekanik gürültü yok sadece doğanın sesi… kuşlar bile ötmüyor… Saat 3 gibi.. güneş ne yakıcı ne de üşütücü… Işık öyle homojen yayılmış ki hiç bitmesin o an istiyorsun… HAvayı içine çekiyorsun böyle yüzüne değiyor her zerresi.. Sonra aşağıda çay demleniyor, birazdan sıcak minik kurabiyelerden yiyeceksin onunla… Hiçbir dert tasa yok… huzurlu bir ortam…

Sabah kalkıyosun bembeyaz yorgan yatak böyle sıcacık… sabah esintisi var hafif… pamuklu pijamalarınla dolanıyosun evde pırıl pırıl heryer… ne sert rüzgar ne sıcak var.. herşey o kadar normal ki… kendii fazlalık gbi hissetmiyorsun. Balkona çıkıyorsun böyle hasır örgü sandalyende oturuyosun…

Emekli oldum galiba ben..

Ciddiyim dinlendim öyle düşününce.. kendime terapi yaptım…

Bu arada hala ilk aklıma gelen cevap değişmedi… :)

Bugün birçok kişi güne baya kötü başladı…

Öncelikle ben kendimi unutmadığım için şanslı sayılırım. Zira lazım olan hdd’yi (yineee) ve telefonumu evde unutup çıktım. Hiç de acelem yoktu halbuksam… Evvelsi gün de anahtarımı evde unutup gece yarısı bir çilingire yardımlarından dolayı, eşiyle beraber olmaları için çok güzel bir yemek ısmarlamış oldum. Yani en azından ben öyle düşünüyorum çünkü yaptığı 10 sn lik bir hareketti ve baya para aldı. Amacı karısına jest yapmaktı herhalde.

Bugün 86 ya bindim şu yeni ve minik olanlardan.. Bir araç mavi :D yok tamam megane işte, durduk yere otobüsün üzerine sürmeye başladı. :| Otobüs de kornaya bastı vs. ama kasti olarak araba sağ sol yaparak otobüsümüzü baya bir yoldan çıkarmaya, hatta şoförü de yoldan çıkarmaya çalıştı ve başardı da… Şoförümüz saolsun, ki ben de olsam aynısını yapardım, arabanın önüne kırdı, ve tüm yolu bir “/” şeklinde kapattı.

Araçtaki insan askermiş, biz sarhoş olduğunu düşünmüştük, şoför de öncelikle bu yüzden durdurmak istedi zaten. Sarhoş sandığımızda daha insani duygular besliyorduk adama karşı. Bir de hem suçlu hem güçlü. Otobüsteki insanlar yavaş yavaş indi.. Oooh bir sürü yer boşaldı :D

Boşver diyorlar ama hakkını araması gerekiyordu, polisi aradı. İnsanlar boşver askermiş uğraşma dediler… adam iyice öfkelendi. tabii ben de… biz sürekli boşver dersek kimin başı ezilecek bilmiyorum bu memlekette.

Otobüsten inenler ayrı, bir de arkadaki trafiği görseniz o kornalar falan. 10 kasım halt etmiş…

Bu dediğim, üçkuyularda meydanda kırmızı ışıklarda oluyor.. düşün yani..

şoför amcamız sakinleşemedi. ESHOT görevlilerinin olduğu yerde de biraz deşarj olduktan sonra yola devam ettik. asker abimiz de bastı gitti… asker dediğim üst rütbede biri yoksa sesi pek çıkmazdı biliyosunuz. plakası poliste… neyse ki…

duraklarda birçok yolcuyu es geçti, görmedi ya da bekleyemedi çünkü 10 dk geç kalmıştık bile zaten… O insanların kapıya kadar koşup öylece kalakaldıklarını ve yer yer küfür yer yer off puff lar attıklarını izledim pencereden ki insanlar baya sinirlenmişlerdi.

Şimdi o asker adamın emrindeki, bağırdığı insanların günü kötü geçecek. Otobüsü kaçıran ve otobüs yüzünden arabalarıyla rezil olanların günü de… onlar stresle kötü davranacaklar ve bu zincir gidecek… Şoför polis apayrı…

Bir askerin yatağının ters tarafından kalkması, ya da eşinin askere dırdır etmesi nelere mal oldu.. Enflasyonu bile etkileyebilir bu..

Memlekete mal ettim sorunu bee…

Küçük şeyler önemlidir arkadaşlar… lüfffenn rica etcem :D

NOT: yanımda da ilk defa makyaj yapan insan gibi kırmızı ruja abanan genç kızımıza da selam ederim burdan… o benle konuşmaya çalışsa da yüzüne pek bakamadım neticede…

Annemle çarşıya çıkmaktan hiç hoşlanmazdım küçükken… Birşey alacaksak 40 vitrine bakarak gezerdik. Şuna bakalım bna bakalım sinir olurdum. Vakit kaybı ve o kadar seviyosun beğeniyosun ama almıcaksın sonuçta. Kızardım böyle, sinirli olurudm. “Bazen almayacak olsan da bakmak isteyebilirsin. Her beğendiğin senin olacak diye birşey yok… Ben de çok beğeniyorum ama işte insan alamayabiliyr bazen” demişti…

Eğer benim alamayacağım kadar fazlaysa birşey, bakmak istemem ona, aklıma sokmak istemem böyle birşeyi…

Annem belki hayal etmenin ya da görmenin güzel olduğunu, vb. bir sürü şeyi bir anda söyledi satır arasında ya da üstünde.. Ama ben hala o kadar kolay geçirip gidemiyorum hayatımdan böyle şeyleri…

Çok beğendiğim birşey, eğer benim elde edebileceğim düzeydeyse bakıyorum, istiyorum ya da ne bileyim düşünüyorum onu. Şuanda mesela bmw 520 (emir bu sana geliyor, al rengi dışında bişeyle tarif ettim) çok sevsem de tutup galeriye gitmiyorum mesela ne kadardır nasıldır diye bakmıyorum. Çünkü yakın zamanda bunu alamam. Elimden bu kadar fazla birşey gelmez. Yapamam. Yapamayacağım şeyi de aklıma sokmak istemiyorum.

Ne kadar güzel olursa olsun, olmayacak birşeyi hayal etmek, onu kendinin gibi düşünmek ve sonrasında elinde bir toz yığını bulmak çok üzüntü verici, sıkıcı birşey… Annem gibi vitrinden ya da yakından seyredip kendininmiş gibi hayal ederek avunmak bile kesinlikle istemem.

Ben böyle çok şey beklemem ama bişeyi almak yapmak istediğimde onu yapmak için çok uğraşıyorum… Büyük konuşmak istemem ama yapmak için de elimden geleni yaparım…

İnsanlar bazen boş hayaller kuruyorlar aslında çok güzel birşey ama… ne bileyim o hayallerin gerçekleşmemesine sebep olan şeyler öyle ucuz, öyle adi şeyler ki, olmamasına üzülmek değil, o hayalleri nasıl kurdum diye üzülüyosun… Halbuki bazen o hayaller gerçekleşmese bile çok mutlu olabilir insan…

Tıpku “Up” filminde olduğu gibi… orda benim demek istediğim şeyi çok iyi işlemişler mesela… Kadın küçüklüğünden itibaren o Allahın unuttuğu yerde yaşamak istiyordu. Bir albüm hazırlamıştı çok istediği şeylerle ilgili.. ama sonra öldü ve gerçekleştiremedi bu hayalini. Parası yetmedi hastalık oldu birşey oldu… ama o hayalin gerçekleşmemesine neden olan şeyler adi ucuz değildi… hayatın getirdiği engellerdi, ellerinden birşey gelmezdi ama o hayaller gerçekleşmese de çok güzel şeyler yaşadı hep…

keşke hiç vaat etmesek ya da beklemesek.. .sadece yaşayıp gitsek.. Geleceğim demesek gitsek… Mutlaka beklerim demesek biz gitsek…

Dans

Ocak 4, 2010

Mira, como estoy sufriendo  ♫♫♪♪
Me quemo por dentro, por sentir tu amor, ♫♫♪♪
Mami, no me hagas, eso sabes que te quiero, ♫♫♪
Con todo el corazon ♫♫♪♪●◦▫

Bu Facebook’ ta da pek birşey kalmadı gerçekten yaa.. sürekli aynı şeyler dönüp duruyor sanki. sıkılıyorum. Ama şu yukarıdaki parçayı keşfettim. SEvgili kuzen ve sinecan, lütfen bunu çevirmemde yardım edin ey ispanyolca bilenler… az buçuk kelimeleri anlıyorum ama çevirmemek lazım öyle pataküte…

Harddiskini kendini unutmadığı herhangibir yerde unutan biri olarak (içinde herşeyim var)(herşeyim derken – herşey) sürekli belli şarkıları dinleyebildim bugün. :S Ama bu şarkı çok güzel, bachata yapıyodu bir çift..

Valla Emir ilk dans kursuna yazıldım ben diyince uğraşmıştım onla baya bi ama böyle izlerken fena halde özeniyorum. Gerçi ben emirden beklemiyodum valla ne bileyim.. niye beklemiyodun diye sormuştu, yine sorabilir, gerçekten bilmiyorum ama düşünmemiştim napim alla alla…

Şimdi videosunu da kaydettim bu dansın figürlerini de öğrenirim.. ama çift olmak lazım bu danslarda yaa :(

Hiç de mutlu değilim!

Dans konusunda çok iyi olmak isterdim ya, bir alanda böyle.. Gerçi ben birşeylerde çok iyi olmayı isterim her zaman da.. Herşeyde yarım iyi olmucaksın aslında, birşeyde çok iyi olcaksın. O işi layıkıyla yapcaksın..

Uykum gelmiş benim.. Zaten yazacak güzel bir konu da bulamıyorum. Aklımdakilerle yazdıklarım söylediklerim hiç örtüşmüyor son zamanlarda..

Ah bee .. 2010 güzel bir his uyandırıyosun bende :) Seni seniii..

2009 u da öyle silemedim bir kalemde… çok mutlu olduğum zamanlar oldu tabii 6. aydan sonra..

Kuzenin evindeyken Mesnevi yi gördüm kitaplıkta hemen okumaya başladım… Bak yine unuttum tam sözü… Gizli sevda daha makbulmüş.. daha tez kavuşurmuş insan eğer gizlerse dileğini… Ben de öyle yapacağım.. hiç kimse bilmesin en istediğimin ne olduğunu.. Zaten olacaksa da ya Allahtan ya Allahtan.. başka hiçbir güç yetmez ya olacaklara…

2010 biraz daha umutlu işte… Dilek Abla nın dediği gibi senin mutlu olman için çok fazla şeye gerek yok sen zaten bir sürü şeyden mutlu oluyosun. Öyle işte..

Teşekkür ederim…

Parmağımda da siyah kalp yüzüğüm var. Kara sevda diyorum ona, kardeşim gülüyor.. :D ck ck ck… çok ayıpp..

Avatar’dan çıktık bugün saat 05.09 şuanda. Gece 1 seansına bilet almak fikri de bana aitti… haliyle kendini yakında olan kuzenin evine atmak da…

Valla film bilgisayarda tat vermez herhalde, bu film için lcd televizyon alınır diye düşünüyorum. İlerde oyununu da çıkarabilirler… Harikaydı görüntüler, hayalgücü.. konusu hakkında Cemal de haklı çıktı klişeydi biraz… biraz değil bayaa… ama görüntüler ah ah.. harikaydı.. gerçekten insanoğlu aştıkça aşıyor arkadaş..

Neyse ben yorgunluğumun ve yarının pazar olmasının tadını çıkarayım biraz diyorum..

İyi gecelerr..

Alışkanlık Yapar

Aralık 31, 2009

Son zamanlarda normal oalylara, vermem gereken tepkiyi vermediğimi gözlemliyorum kendimde.

Örneğin bugün, aşırı derecede sinirlenmem gerekirken yapmadım. Aksine alttan aldım. Bazen dengeyi kurmak için bünyede ABS devreye giriyor sanırsam.

Bazen kendi kendime oyunlar oynuyorum. Yeni tanıştığınız ya da yoldan sizi birinin aldığını düşünün. İki kişisiniz ve birinizin konşması gerek. Ben genelde gergin sıkıntılı ortamları dağıtmak için iki çift laf ederim. Ama “mesela yapmasam bunu?” şeklinde denemeler de yapıyorum. Mesela biriyle aram gergin. Ve hani konu açılsa eminim tartışmaya başlıcaz, öyleydi böyleydi. Ve benim birşey söylemem gerekiyor, söylenmeyenleri ortaya çıkarmak için ama demiyorum. “Mesela söylemesem hiçbirşey” diyorum. Karnımız şiş bir şekilde geziyoruz.

İletişim yöntemlerimizde bir sürü formalite var bu bir gerçek. Çoğu kez olayların farkına varıp yapmıyoruz. Kavga ettik diyelim, hani biri gülümsese yada normal birşey söylese (bardağı verir misin gibi) belki buzlar eriyecek ya da konuşulup kapanacak ama iki “farkında” tehlikeli kişilik bunları yapmaktan kendini alıkoyuyor. Benim yaptığım gibi.. ama ben istemsiz yapıyorum. Sadece gözlem amaçlı. Bu bir refleks mi yoksa, zorunluluk mu? Olmasa da olur mu ne değişir şeklinde gözlem yapmak istiyorum. Neden? Valla bilmiyorum. Bazı şeyleri sıfırdan sorgulamayı severim.Belki tanımda hata var.

İkinci oynadığım oyunsa, kendimin, hatta tüm varlığımın geliştirmiş olduğu savunma mekanizmasını kırmak.

Biri sizi birşeyi yanlış yapmakla suçladığında yada eleştirdiğinde, doğrudan “o işi neden öyle yaptığınız, ya da sizin aslında doğru düşündüğünüz ama sonuçları kontrol edemediğiniz için böyle olduğu” üzerine bir sürü açıklama geliştiriyorsunuz. Bunu küçük küçük parçalar halinde hep yaparız. Ben küçükken çok yapardım ve bu bende tehlikeli boyutta bir alışkanlığa sebep oldu. Suçluluk duygusu yüzünden, bahaneler üretmeye başladım ve çok rahattı.

ebeveyn : Neden bunu böyle yaptın/yapmadın? Neden ? Ha? Neden? NEden?

çocuk: şöyle oldu da böyle oldu da (bahane ya da bana göre gerçek gerekçeler)

e : Bana bahane sayma.

— aradan zaman geçer tekrar benzer temada bir tartışmadır. Bu kez küçük çocuk artık ne söylese bahane olarak algılanacağını düşnüdüğü için başka bir yanıt mekanizması geliştirir :

ebeveyn : Neden bunu böyle yaptın/yapmadın? Neden ? Ha? Neden? NEden?

çocuk : İşte…

e : Ne demek işte…

İşte diye cevap mı olur ya? Bakın bunu günlük yaşamınızda biraz daha yetişkin biri olarak kkullanın, bakın nası herşeye cevap oluyor.

Abi ekmek almayı unutmuşsun. Niye iş çıkışında almadın ? İşte… Niye aramadın?  İşte..

Neyse kendi psikolojik süreçlerime girmeyeceğim ama bu geliştirdiğim savunma hallerini de köreltmek istedim. Yaniii… yanisi şu ki, bıraktım suçlu olayım. Evet.. bırak suçlu ol.

Suçlu olduğunu kabul etmenin bir rahatlığı vardır. Ben bunu tattığımı biliyorum. Artık daha kötü duruma düşemezsin. Olay bu. karşındaki yer ya da hyemez. Sen böyle böyle yaptın, evet yaptım haklısın. Ama böyle lakayit bir kabullenme değil. Gerçekten o suçluluğu hissetmen lazım. Üstelik suçunu kabul ettikten sonra, karşındaki kişinin hemen seni affetmesini de beklemeyeceksin. Onun sana hor davranmasına da göz yumacaksın. Yapabilir misin bunu?

Ben yaptım. Gerçekten savunmak, üste çıkmak, doğrusuu söylemek, düzeltmek için uğraşmak vs. Bunlar çok çok daha yorucu oluyormuş. Artık nasıl bir refleks ise, pek meşakkatliymiş meğersem.

Ohhh… oooooooooohh…. bat bat…

Masaüstü Resmim ♥

Aralık 27, 2009

Moscow - Cathedrals

Moscow - Cathedrals

i love you

i love you

Thanks VladStudio… Beni yalnız bırakmayacağını biliyordummm.. :) ♥ En üstteki masaüstü resmim.. hehe ♥

Merlin (Meööğğlin :D)

Aralık 27, 2009

Merlin

Kuzenkuzi ve Sinecan’ın yoğun ısrarları neticesinde bir diziye daha başlamıştım. En son Lost + How I Met Your Mother devam ederken üstüne Prison Break’i izlemeye kalkınca pek iyi neticelenmemişti. Zira ertesi gece rüyamda Fox River Hapishanesi (Prison Break), nerede ve ne idüğü belirsiz bir adadaydı (Lost) ve Barney (How I Met Your Mother) ordan kaçmaya çalışıyordu.

Şuanda öyle bir travma söz konusu değil herkes sakin olabilir. Herşey yolunda.

Geçen günlerde Sinecan twitter’ına Merlin’in sezon sonu bölümünü izlemiş olmanın verdiği üzüntüyle ve dizinin anısına, dizi başlamadan önce geçen konuşmayı yazmış. Kalın, sanki büyünün yaygın olduğu bir dönemde yaşamış olması gereken birinin sesiyle şöyle diyor :

In a land of myth and a time of magic, the destiny of a great kingdom rests on the shoulders of a young boy. His name… Merlin

İşte sinecan bunu yazmış bulununca, benim de aklımdaki o yaşadığım his depreşti.

Dizi başlayınca ben kendimi aynen ortaokul çağlarındasınızdır, üniversite sınav derdi yok birşey yok.. Kış zamanıdır. Haftasonu cumartesi günüdür ve ödev derdi de yoktur. Televizyonun karşısına geçersin, sıcacık evde… Ööylle televizyon izlersin, seni rahatsız eden hiçbir şey yoktur.

Masumsun aklına fazla birşey gelmiyor. Aşıksan da 3 sn de bir yanında olmamasından mütevellit duygularla iç çekişmeler yaşamamaktasın.. Bir Arthur’a aşık olup, bir Merlin sen nası böyle gülebiliyosun içten gözlerinle diyip sarılmak istersin. Keşke benim de böyle büyü defterim olsa napardım acaba diye düşünürsün içten içe.. Ödevlerimi büyüyle yapardım bitirirdim dersin mesela..

Sonra annen yine bir meleğe dönüşüp sana sütlü kahve (türk kahveli süt) getirir…

Oooohh.. dünyaya bak ya… oohh..

Hiç de mutlu değilim!

Sinecan ve yazkızım, bu “hiç de mutlu değilim” ile ilgili açıklayıcı bir yazı sunmanızı istiyorum. Yeşim kusura bakma ama bu lazım gerçekten, yani sen bi akım başlattın ve bunun arkasında durmalısın :D

Şimdi bu yazıyı yazmamın sebebi tabiiiiiki deeee Arthur Merlin falan değil.. kesinliklee… Tamam Arthur çok yakışıklı olabilir… ama bak şimdi kendini ergen gibi hissettirmiyor mu bu insan, dudaklara  bak :D :D Allahım neler yazıyorum… bunlar gizli kalmalıydı :D

King Arthur
King Arthur
Merlin

Merlin

Arthur & Merlin

Arthur & Merlin

Merlin

Merlin

Arthur

Arthur